Görmezden gelmeye çalıştığımdan değil, hiçbir şey göremediğimden susuyorum.
Sen yaralarını tekrar kanatma diye,
Dilimle yumuşatıyorum onları.
Korkularının becerdiği yaralarımın sızılarıyla besleniyorum.
Hiçbir biçimde içine giremediğim hayatınla;hayatımın içine edişini,
Kendi suçum olduğunu bile bile izliyorum.
Ve birlikte en fazla ilk beş dakikasını izleyebildiğimiz , geri kalanını kendimizin çektiği filmlerin hikayeleriyle,
Sarı duvarlı evine sığınıyorum.
Tam dönüyorum köşeden, beni yüreğimden kaldırıp odana götüren kavşağa;
Sonra ağzımın dolusunca soruyorum kendime:
"Nasıl inanıyorum her seferinde ben bu yavşağa ?!"
Aşk ve geçmeyen yaralar aynı anda hiç bir işe yaramaz gerizekalı.
22 Ağustos 2010 Pazar
OTOBİYOGRAFİK PAPATYA FALI
Ben anlamıyorum.
Ve hatta bazen ben hiç anlamıyorum .
Aptallığımdan değil,ten uyuşmazlığından bu anlayışsızlığım.
Benim , herkesin baktığında içinin gittiği memelerim
Akıllara zarar kalçalarım,
Büyüleyen bacaklarım olmadı hiç bi zaman.
Hep hayranlıkla bakılan bi kalbim vardı benim.
Gıpta edilen sevme güdülerim.
Tahrik olmaktan daha kutsal bir "aşık olmak" ım vardı.
Ben hiç anla(t)yamadım da zaten.
Belki de onun anlatma şekli buydu.
Belki bilseydi ; kalbini , kasığından daha hızlı kullanırdı.
Ben artık, onun ne bildiğini bilmiyorum.
Tek bildiğim şey: Eriyordum(k).
Anlayacak mıydı ?
Bunca içilen içkiyi,
Şerefine(!) tüketilen, aynı oranda tükürülen
Okyanuslar kadar biranın ne demek olduğunu,
Sigaramın ilk nefesinde seviyor;
İzmaritinde SİKLEMİYOR! demenin ne demek olduğunu...
Bilmiyorum.
Bilmiyorum be adam.
Benim ellerim üşüyor,gel.
Burnum kanıyor.
Uyduruk peçeteler burnumu acıtıyor.
Gözlerim acıyor
Dilim acıyor.
Ama , en çok da kalbim acıyor.
Bir kere dinle , hadi ne olur.
Ama sarhoş ol , olur mu ?
Ayıkken takmazsan beni en güneş görmeyen yerine, acı olur.
Bil(m)iyorsun zaten , benim en çok kalbim acıyor.
Ve hatta bazen ben hiç anlamıyorum .
Aptallığımdan değil,ten uyuşmazlığından bu anlayışsızlığım.
Benim , herkesin baktığında içinin gittiği memelerim
Akıllara zarar kalçalarım,
Büyüleyen bacaklarım olmadı hiç bi zaman.
Hep hayranlıkla bakılan bi kalbim vardı benim.
Gıpta edilen sevme güdülerim.
Tahrik olmaktan daha kutsal bir "aşık olmak" ım vardı.
Ben hiç anla(t)yamadım da zaten.
Belki de onun anlatma şekli buydu.
Belki bilseydi ; kalbini , kasığından daha hızlı kullanırdı.
Ben artık, onun ne bildiğini bilmiyorum.
Tek bildiğim şey: Eriyordum(k).
Anlayacak mıydı ?
Bunca içilen içkiyi,
Şerefine(!) tüketilen, aynı oranda tükürülen
Okyanuslar kadar biranın ne demek olduğunu,
Sigaramın ilk nefesinde seviyor;
İzmaritinde SİKLEMİYOR! demenin ne demek olduğunu...
Bilmiyorum.
Bilmiyorum be adam.
Benim ellerim üşüyor,gel.
Burnum kanıyor.
Uyduruk peçeteler burnumu acıtıyor.
Gözlerim acıyor
Dilim acıyor.
Ama , en çok da kalbim acıyor.
Bir kere dinle , hadi ne olur.
Ama sarhoş ol , olur mu ?
Ayıkken takmazsan beni en güneş görmeyen yerine, acı olur.
Bil(m)iyorsun zaten , benim en çok kalbim acıyor.
FOTOFLASH BEYLER !
Anlama sorunu olmalı insanın , yüzüme baktığında anlamaması için.
Ya da anlatma kabiliyeti düşük olan mı bendim, bilmiyorum.
"Benimsin" değil , "Seninim" dedim.
Böyle de yürekliydim gerizekalı.
Sırtımın gölgesine sığınarak
Masuscuktan ; acı çekmiş , yıpranmış erkek ayaklarını bırak.
Bir kere olsun gözlerimin içine bakarak konuş.
Her deklanşör sesine , her girdiğin kadraja verdiğin pozları verme
Her alemde , teni beş para etmez
sütun gibi hatunların koynunda attığın bakışları atma.
Bir kere olsun inan , ve dinle.
Bıktım susmaktan , susamaktan .
Sızlamaktan tiksindim.
Yalanlarına kendimi kandırmaktan bittim.
Gerçekten sevilmek mi zararlı sağlığına?
Bu kadar acıklı mı fotoğraflarınla uyumam ?
Ben ikimizin olduğu her cümlenin sonuna,
Bitmesinler diye üç nokta koymuştum oysa.
Düşünüyorum da,
Hani yarıda kesip filmleri , sevişirdik ya;
Yine yarıda kaldı herşey.
Yine de gülümseyebiliyorsun ya , helal !
Böyle de yüzsüzsün işte.
Hadi git kendini kalbimin temeli en boktan aşkından intihar et.
Ben, öldürdüğün yerde gözlerimi kapamanı bekliyorum.
Sen kalbimi becerirken , ben seni sevmemeyi beceremedim.
Ve söktüm resimlerimizi duvarlarımdan orospu çocuğu.
Dudaklarımı resimlerinden söktüğüm gibi.
Ya da anlatma kabiliyeti düşük olan mı bendim, bilmiyorum.
"Benimsin" değil , "Seninim" dedim.
Böyle de yürekliydim gerizekalı.
Sırtımın gölgesine sığınarak
Masuscuktan ; acı çekmiş , yıpranmış erkek ayaklarını bırak.
Bir kere olsun gözlerimin içine bakarak konuş.
Her deklanşör sesine , her girdiğin kadraja verdiğin pozları verme
Her alemde , teni beş para etmez
sütun gibi hatunların koynunda attığın bakışları atma.
Bir kere olsun inan , ve dinle.
Bıktım susmaktan , susamaktan .
Sızlamaktan tiksindim.
Yalanlarına kendimi kandırmaktan bittim.
Gerçekten sevilmek mi zararlı sağlığına?
Bu kadar acıklı mı fotoğraflarınla uyumam ?
Ben ikimizin olduğu her cümlenin sonuna,
Bitmesinler diye üç nokta koymuştum oysa.
Düşünüyorum da,
Hani yarıda kesip filmleri , sevişirdik ya;
Yine yarıda kaldı herşey.
Yine de gülümseyebiliyorsun ya , helal !
Böyle de yüzsüzsün işte.
Hadi git kendini kalbimin temeli en boktan aşkından intihar et.
Ben, öldürdüğün yerde gözlerimi kapamanı bekliyorum.
Sen kalbimi becerirken , ben seni sevmemeyi beceremedim.
Ve söktüm resimlerimizi duvarlarımdan orospu çocuğu.
Dudaklarımı resimlerinden söktüğüm gibi.
Baba....
Kalbimi onun odasında unutmuştum.
Babam “gel” diyordu.Kendini daha fazla mahvetmeden gel.
Nasıl geleyim baba?
Gözlerim kör olmuşken beyazı nasıl göreyim?
Beyazın kırmızıdan güzel olduğunu bu gözlerle nereden bileyim _
“aşk yanından yıldırım düşmüş yüreğine kızım,
gözle kaş arasında ölecek gibisin.
Sana ne yapmışlar böyle kızım?
Bir çırpınış kadar nefessizsin…”
Sorma babacığım.
Yüzümü sevmediğin için sen,
Sevdirdiğim için ben suçluyum.
Duymak istediğin koca koca yalanlarsa
Sevmedim onu babacığım…
….
Duyuyor musun,
Neler başarmışız içimdeki senle ..
Ne kadar çok cinayet işlemişim?
Ben ölümlerden mühebbet yerken , zor ilgiler sevgiler sende…
“ani bir yaz yağmuru gibi
ölümü şahadet gibi tenine indirecek gibisin”
ben beni sevenleri yarım bırakamadım baba
belki de bundan parçalarımı topluyorsun cadde cadde..
sokak sokak..
külüm düşüyor sigaramın ucundan.
Ben ona acıkıyorum , ona susuyorum .
Ondan bu suskunluğum var-mış gibi yapmalarım..
Gelinlik deyince kefenimi çıkarıyorum hep dolaplardan…
Arkadaşlarım bana öldükleri tarihin gününü soruyorlar
Korkular bizim-miş baba?Ölüm korkunç mu?
…..
bak benim şarkılarındaki.Karşındaki..Dimdik duruyorum.
Vakarlı bir bakış gözlerimde.Caka satıyorum sana.
Kalbimi odanda unutmuşum.
Asla çalamam zilini…
Çaldıklarını isteyemem.
Oradaki benim , gözlerindeki resim benim
Hayatımı mahveden benim…
….
Bir gün dünyaya bir daha gönderilsem de asla pişman olmayacağım .
Baba! Sormayın artık !
Evliliğin eşiğinde evler yıktım ben bir başıma.
Yangınlarıma yağmur yağdı .
Ah anam…Ah babam…
Bilmiyorsunuz ki.
Kalbimin demir parmaklıklarında bütün fotoğrafların ucu yandı
mektupların ucu yandı
şiirlerin ne suçu vardı ah babam
kalbimin ucu yandı…
….
İçerimin yangını dışarıdan da duyulurmuş.Anladı
Bana bir paket sigara al baba.
Saçlarımdan uzun olsun.
Babam “gel” diyordu.Kendini daha fazla mahvetmeden gel.
Nasıl geleyim baba?
Gözlerim kör olmuşken beyazı nasıl göreyim?
Beyazın kırmızıdan güzel olduğunu bu gözlerle nereden bileyim _
“aşk yanından yıldırım düşmüş yüreğine kızım,
gözle kaş arasında ölecek gibisin.
Sana ne yapmışlar böyle kızım?
Bir çırpınış kadar nefessizsin…”
Sorma babacığım.
Yüzümü sevmediğin için sen,
Sevdirdiğim için ben suçluyum.
Duymak istediğin koca koca yalanlarsa
Sevmedim onu babacığım…
….
Duyuyor musun,
Neler başarmışız içimdeki senle ..
Ne kadar çok cinayet işlemişim?
Ben ölümlerden mühebbet yerken , zor ilgiler sevgiler sende…
“ani bir yaz yağmuru gibi
ölümü şahadet gibi tenine indirecek gibisin”
ben beni sevenleri yarım bırakamadım baba
belki de bundan parçalarımı topluyorsun cadde cadde..
sokak sokak..
külüm düşüyor sigaramın ucundan.
Ben ona acıkıyorum , ona susuyorum .
Ondan bu suskunluğum var-mış gibi yapmalarım..
Gelinlik deyince kefenimi çıkarıyorum hep dolaplardan…
Arkadaşlarım bana öldükleri tarihin gününü soruyorlar
Korkular bizim-miş baba?Ölüm korkunç mu?
…..
bak benim şarkılarındaki.Karşındaki..Dimdik duruyorum.
Vakarlı bir bakış gözlerimde.Caka satıyorum sana.
Kalbimi odanda unutmuşum.
Asla çalamam zilini…
Çaldıklarını isteyemem.
Oradaki benim , gözlerindeki resim benim
Hayatımı mahveden benim…
….
Bir gün dünyaya bir daha gönderilsem de asla pişman olmayacağım .
Baba! Sormayın artık !
Evliliğin eşiğinde evler yıktım ben bir başıma.
Yangınlarıma yağmur yağdı .
Ah anam…Ah babam…
Bilmiyorsunuz ki.
Kalbimin demir parmaklıklarında bütün fotoğrafların ucu yandı
mektupların ucu yandı
şiirlerin ne suçu vardı ah babam
kalbimin ucu yandı…
….
İçerimin yangını dışarıdan da duyulurmuş.Anladı
Bana bir paket sigara al baba.
Saçlarımdan uzun olsun.
Bitmek bilmeyen Sorular.
Biliyor musunuz?
Aslında size çok şeyler söyledim.
Biraz yalana katık ettim öyle içtim sizi
Aslında ben sokak lambalarının içinde ,
Işığı soğukken en çok titreyenim.
Dayanıklılık yalan yani.
Biliyor musunuz?
Siz beni çocuk uyutur gibi ninni-masal,
Kısacası yalanlarınızla uyuturken.
Ben hep taklit yaptım.
Gözlerimi sımsıkı kapattım titremesinler diye.
Bunları size neden mi yazdım ?
Çünkü sabaha kadar hiç uyumadım sandım .
Biliyor musunuz ,
Yanınıza gelirken
En çok geri dönüşlerden korkuyordum
Ben sizden ziyade
Beni size getiren o yolda uçuşan kelebekleri seviyordum.
Başka bir iklimde
Daha çok memleketime benzetiyordum o kelebekleri
Sözlerim yalan kokmuyordu
Hiç bir şey doğru da olmuyordu
Ama siz beni bıraktığınız otobüs duraklarını çok da sevmiyordunuz.
O yol sizin ömrünüzde en bitmez en aşılmaz yol oluveriyordu bi anda.
Beni sevdiğinizden değil
Gitmemi istemeyişinizden değil
Sadece yollar çok uzundu.
Bunları size neden anlattığımı
Size nasıl izah etsem de anlayamayacağınızı biliyorum
Ve her seferinde ,
Daha yukarılara kaçmak için
Birkaç punto fazla topuklu ayakkabılar giyiyorum.
Sonra sevgili dostlarınızla aynı havayı soluyorum
Bir hoyratlık giriveriyor kanınıza
Kan ter içinde kalıyor,yeni izler aşılıyorsunuz tenime
Sonra bunları kabullenmiyor
Memleketimin en güzel
En saf
En bozkır kokan şivesiyle
Kızıyorsunuz bana
Kızamıyorum.
Bunları size neden mi anlatıyorum ?
Sevgili sevgili.
Ben uyanıkken pek de sevimli olmuyorum .
O kadar hoyratım ki.
İklimimiz tutmuyor o anda
Benim bitki örtüm yara bere
Ben uyanıkken bu kadar saf söyleyemiyorum
Hiç susmadan konuşan gözlerini aslında nasıl sevdiğimi
Biliyorum saat yediyi çeyrek geçecek az sonra
Sen uykunun en tatlı yerindeyken
Ben tentürdiyot ve tütün kokacağım.
Saatim çalmadan ,
Bıraksın gözleriniz beni aşağılamayı
Bırakın,
Son kez ve sadece
Sarılayım size.
Aslında size çok şeyler söyledim.
Biraz yalana katık ettim öyle içtim sizi
Aslında ben sokak lambalarının içinde ,
Işığı soğukken en çok titreyenim.
Dayanıklılık yalan yani.
Biliyor musunuz?
Siz beni çocuk uyutur gibi ninni-masal,
Kısacası yalanlarınızla uyuturken.
Ben hep taklit yaptım.
Gözlerimi sımsıkı kapattım titremesinler diye.
Bunları size neden mi yazdım ?
Çünkü sabaha kadar hiç uyumadım sandım .
Biliyor musunuz ,
Yanınıza gelirken
En çok geri dönüşlerden korkuyordum
Ben sizden ziyade
Beni size getiren o yolda uçuşan kelebekleri seviyordum.
Başka bir iklimde
Daha çok memleketime benzetiyordum o kelebekleri
Sözlerim yalan kokmuyordu
Hiç bir şey doğru da olmuyordu
Ama siz beni bıraktığınız otobüs duraklarını çok da sevmiyordunuz.
O yol sizin ömrünüzde en bitmez en aşılmaz yol oluveriyordu bi anda.
Beni sevdiğinizden değil
Gitmemi istemeyişinizden değil
Sadece yollar çok uzundu.
Bunları size neden anlattığımı
Size nasıl izah etsem de anlayamayacağınızı biliyorum
Ve her seferinde ,
Daha yukarılara kaçmak için
Birkaç punto fazla topuklu ayakkabılar giyiyorum.
Sonra sevgili dostlarınızla aynı havayı soluyorum
Bir hoyratlık giriveriyor kanınıza
Kan ter içinde kalıyor,yeni izler aşılıyorsunuz tenime
Sonra bunları kabullenmiyor
Memleketimin en güzel
En saf
En bozkır kokan şivesiyle
Kızıyorsunuz bana
Kızamıyorum.
Bunları size neden mi anlatıyorum ?
Sevgili sevgili.
Ben uyanıkken pek de sevimli olmuyorum .
O kadar hoyratım ki.
İklimimiz tutmuyor o anda
Benim bitki örtüm yara bere
Ben uyanıkken bu kadar saf söyleyemiyorum
Hiç susmadan konuşan gözlerini aslında nasıl sevdiğimi
Biliyorum saat yediyi çeyrek geçecek az sonra
Sen uykunun en tatlı yerindeyken
Ben tentürdiyot ve tütün kokacağım.
Saatim çalmadan ,
Bıraksın gözleriniz beni aşağılamayı
Bırakın,
Son kez ve sadece
Sarılayım size.
S-Onsuz.
Pek ıslatmasa da yağmur vardı .yaz günü nereden çıktı bu yağmur?
Üstünde kim bilir hangi şairin kaçıncı dizesinin yazdığı bir banka oturdu . Çantasını karıştırdı ama bir dal sigarayı ateşleyecek gücü bile yoktu . parmaklarında sigarayı çevirirken düşünüyordu . Ne kadar tanrıydı kadında ? Ne yaratmıştı . Sigara hiç yanmayan haliyle bekliyordu . Bir düş doktoruna uğrayıp karnındaki sancıyı aldırmalıydı artık . Ama neden ?
Hayat sınavı verircesine sırtındaki kamburdan terler akıyordu . Delirmesine beş kala , düşüncelerinden korkuyordu . Sigara yanmıyor , yağmur havada asılı kalmış yağamıyordu .
Zaman durdu deniz kenarında , dalgalar kıpırdamıyor , gözünün ucunda bir damla yaş : O bile akmıyordu .
16 kalp atışı süresince düşündü . Aldırmalıydı karnındaki sancıyı ama nasıl ? Bir adam ona Juliet rolünü vermişti , pembe kanatlar vermişti . Doğduğundan beri oyun oynadığını düşündü.Güldü . Juliet’den geriye siluet kalmış , Arnavut kaldırımlı sokağın taşlarına öylece bakıyordu ..
Saçı sakalı birbirine karışmış bir adam , ‘oturabilir miyim ?’ diye sordu . Bir müddet sora cevap beklemeden çöreklendi banka . Sigarayı parmaklarında emzirmekte olan kadına ateş verdi.
Nafile yanıyordu . Zaman durdu . Yanmadı sigara..Öylece bakıyorlardır birbirlerine .
Neden buradalardı ? Kimdi o , ne istiyordu ? Sarı pardesüsü mevsimimize hiç uymadı . Kadın kustu . Anlattı . Kalbinde söndürülen sigaraları , çıkıp tekrar asla dönemediği kapıları , vücudundaki darp izlerini anlattı . Karnındaki sancıları düşürüyordu birer birer . Saçı da fena değildi adamın o an , sakalları batsa da acıtmıyordu . Yüzünü sevdi adamın . Hiç konuşmuyordu aslında . Anlatıyordu ama …Sanki adama söylemese de biliyordu bunları adam . Gözleri koyu bir muhabbette , şairin o bilmem kaçıncı dizesinin üstünde şiirler yazıyorlardı ..
Adam gitmeliydi . Yalan kokuyordu adam . Kadın o an sevmenin üç halini tattı. Bir adam yarattı en yalın haliyle , adama inandı tüm bedeninin yönelme halinde , adamdan utandı ayrılma anında…Adam kadının kalbinde hala kadını dinliyor , tabanları aşına aşına gidiyordu .
Kadın o an son kez ve sadece seslendi :
“Hey…Sigaramı yakmadın , daha izmariti kalbimde söndürecektin .”
Üstünde kim bilir hangi şairin kaçıncı dizesinin yazdığı bir banka oturdu . Çantasını karıştırdı ama bir dal sigarayı ateşleyecek gücü bile yoktu . parmaklarında sigarayı çevirirken düşünüyordu . Ne kadar tanrıydı kadında ? Ne yaratmıştı . Sigara hiç yanmayan haliyle bekliyordu . Bir düş doktoruna uğrayıp karnındaki sancıyı aldırmalıydı artık . Ama neden ?
Hayat sınavı verircesine sırtındaki kamburdan terler akıyordu . Delirmesine beş kala , düşüncelerinden korkuyordu . Sigara yanmıyor , yağmur havada asılı kalmış yağamıyordu .
Zaman durdu deniz kenarında , dalgalar kıpırdamıyor , gözünün ucunda bir damla yaş : O bile akmıyordu .
16 kalp atışı süresince düşündü . Aldırmalıydı karnındaki sancıyı ama nasıl ? Bir adam ona Juliet rolünü vermişti , pembe kanatlar vermişti . Doğduğundan beri oyun oynadığını düşündü.Güldü . Juliet’den geriye siluet kalmış , Arnavut kaldırımlı sokağın taşlarına öylece bakıyordu ..
Saçı sakalı birbirine karışmış bir adam , ‘oturabilir miyim ?’ diye sordu . Bir müddet sora cevap beklemeden çöreklendi banka . Sigarayı parmaklarında emzirmekte olan kadına ateş verdi.
Nafile yanıyordu . Zaman durdu . Yanmadı sigara..Öylece bakıyorlardır birbirlerine .
Neden buradalardı ? Kimdi o , ne istiyordu ? Sarı pardesüsü mevsimimize hiç uymadı . Kadın kustu . Anlattı . Kalbinde söndürülen sigaraları , çıkıp tekrar asla dönemediği kapıları , vücudundaki darp izlerini anlattı . Karnındaki sancıları düşürüyordu birer birer . Saçı da fena değildi adamın o an , sakalları batsa da acıtmıyordu . Yüzünü sevdi adamın . Hiç konuşmuyordu aslında . Anlatıyordu ama …Sanki adama söylemese de biliyordu bunları adam . Gözleri koyu bir muhabbette , şairin o bilmem kaçıncı dizesinin üstünde şiirler yazıyorlardı ..
Adam gitmeliydi . Yalan kokuyordu adam . Kadın o an sevmenin üç halini tattı. Bir adam yarattı en yalın haliyle , adama inandı tüm bedeninin yönelme halinde , adamdan utandı ayrılma anında…Adam kadının kalbinde hala kadını dinliyor , tabanları aşına aşına gidiyordu .
Kadın o an son kez ve sadece seslendi :
“Hey…Sigaramı yakmadın , daha izmariti kalbimde söndürecektin .”
She is off fren.
İlk sallandığı beşikten düşünce, gözyaşlarını kan sanar bebekler.
Bu sefer en güzel bebeğini kırdın sen . Ve aklın ermiyor acıya , o kadar çocuksun ki. O kadar acıklı ki yalanların ; kimseyi acıtmıyor. Neler kırıyorsun , neler birikiyor raflarda. Anlamıyorsun .
Ama güzel bir yazı olacak bu . Bebekler ağlamayacak . Ölmeyecek yalnızlıktan kelebeklerim. Çatlamış dudakların,yalandan çoraklaşmış bedenine bir hayat serpeceğim.Gözün aydın ben gittim.
Adamlar gördüm giderken .İçleri yalnızlıktan bomboş virane. İçinde yalnız kadınlar şarap içiyor.Kurumuş tenlerinden ahşap oyuncaklar yaparken , kimse onlar görmedi.
Anılarınla yatıp,seni onlarla aldattım. Ondan bu kadar çok makyaj yaptım.Ne kadar iğrenç olabilirim anla . Gözlerinde sinir var çocuk siliyor düşlerini.Dudaklarında yalan var çocuk , masum değilsin . Yalanlara gülerken öyle bir düşmüşsün ki,düşmüş oyuncak kalbin . Yazık . Sen sevmekle dolu hikayeler yazar , ölümlerden korkarsın . Çırılçıplak uyurken bile ölümlerden korkarsın . İnanmaya delirdim hikayeni.Sevdim hikayeni , güzel . Ama sen sevmekten anlar mısın ?
Acı var hikayende,sevdim evet.Güzel kelimeler öğrenmişsin ilkokul sıralarında,saçları örgülü beyaz kızlardan.Çikolata kokuyorsun daha çocuk . Aşkta öyle fazla sallanma , düşersin . O zaman neye yarar o hüzünlü güzel gülüşler. Yalansın .
Yani böyle işte sevgili çocuk .
Unutmayı öğrenmek için hatırlamak,
Kazanmayı öğrenmek için de bir oyun oynamak gerekir.
Kaybettin deme bana . Ben senin oyunlarına dahil olmadım .
Ben hiç oyun oynamadım .
Eğer yolu bilmiyorsan , bu kalpten çık, iki kelime sonra özgürsün . İki kelime sonra ben yokum . Ben yoktum hiç olmadım .
Sen her gece salonun ortasında bir bez bebeğe sarıldın.
Hadi uzatma , çık kapıdan yolun uzun .
Çık yürekten , hayat kısa.
Unutmak için yaşamak lazım .
Seni yaşamak da başka kadının konusu.
Ya da seni ölmek.
Güle güle git konuşmak güzeldi.
Ha, unutmadan . Hikayelerini bırak da git.
Sevdim hikayelerini , hayalinde Mutsuz sonla biten aşklar yazmışsın . Her hikaye de kadınlar ölmez sana benden tavsiye.
Dikkat et başına bir iş gelmesin , bir kadın seni içinden intihar etmesin.
O zaman iki parça olur kalemin yazamazsın .
Şimdi hatırlamam gereken şeyler var . Çabuk unuturum biraz bağışla.
'Hoşça kal '
'güle güle çocuk ? Heeeyy dursana , Senin adın neydi ? '
Bu sefer en güzel bebeğini kırdın sen . Ve aklın ermiyor acıya , o kadar çocuksun ki. O kadar acıklı ki yalanların ; kimseyi acıtmıyor. Neler kırıyorsun , neler birikiyor raflarda. Anlamıyorsun .
Ama güzel bir yazı olacak bu . Bebekler ağlamayacak . Ölmeyecek yalnızlıktan kelebeklerim. Çatlamış dudakların,yalandan çoraklaşmış bedenine bir hayat serpeceğim.Gözün aydın ben gittim.
Adamlar gördüm giderken .İçleri yalnızlıktan bomboş virane. İçinde yalnız kadınlar şarap içiyor.Kurumuş tenlerinden ahşap oyuncaklar yaparken , kimse onlar görmedi.
Anılarınla yatıp,seni onlarla aldattım. Ondan bu kadar çok makyaj yaptım.Ne kadar iğrenç olabilirim anla . Gözlerinde sinir var çocuk siliyor düşlerini.Dudaklarında yalan var çocuk , masum değilsin . Yalanlara gülerken öyle bir düşmüşsün ki,düşmüş oyuncak kalbin . Yazık . Sen sevmekle dolu hikayeler yazar , ölümlerden korkarsın . Çırılçıplak uyurken bile ölümlerden korkarsın . İnanmaya delirdim hikayeni.Sevdim hikayeni , güzel . Ama sen sevmekten anlar mısın ?
Acı var hikayende,sevdim evet.Güzel kelimeler öğrenmişsin ilkokul sıralarında,saçları örgülü beyaz kızlardan.Çikolata kokuyorsun daha çocuk . Aşkta öyle fazla sallanma , düşersin . O zaman neye yarar o hüzünlü güzel gülüşler. Yalansın .
Yani böyle işte sevgili çocuk .
Unutmayı öğrenmek için hatırlamak,
Kazanmayı öğrenmek için de bir oyun oynamak gerekir.
Kaybettin deme bana . Ben senin oyunlarına dahil olmadım .
Ben hiç oyun oynamadım .
Eğer yolu bilmiyorsan , bu kalpten çık, iki kelime sonra özgürsün . İki kelime sonra ben yokum . Ben yoktum hiç olmadım .
Sen her gece salonun ortasında bir bez bebeğe sarıldın.
Hadi uzatma , çık kapıdan yolun uzun .
Çık yürekten , hayat kısa.
Unutmak için yaşamak lazım .
Seni yaşamak da başka kadının konusu.
Ya da seni ölmek.
Güle güle git konuşmak güzeldi.
Ha, unutmadan . Hikayelerini bırak da git.
Sevdim hikayelerini , hayalinde Mutsuz sonla biten aşklar yazmışsın . Her hikaye de kadınlar ölmez sana benden tavsiye.
Dikkat et başına bir iş gelmesin , bir kadın seni içinden intihar etmesin.
O zaman iki parça olur kalemin yazamazsın .
Şimdi hatırlamam gereken şeyler var . Çabuk unuturum biraz bağışla.
'Hoşça kal '
'güle güle çocuk ? Heeeyy dursana , Senin adın neydi ? '
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)