Fotoğraf: Umay Umay

22 Ağustos 2010 Pazar

Nefret Edilen Uğurlamalar.

Yıldızsız bir geceyim ben,
Yüzüne fırlattığım çığlık , caddeleri şaşırtır.
Bağrıma bastığım kilometre taşları da yok şimdi.
"Şubat Yolcusu"sun sen Attila'nın
Ben ise "Bela Çiçeği" idim İlhan'ın
Bilirim biten yollarda intihar edip beni,
Gideceksin iyi bilirim.
Gel desen , ancak yüreğim gelir...

Koca şehrin kalbinde yürüdük biz ,
ağlata ağlata sokakları.
En çirkin halimizle gezdik .
Paramızın yettiğince sarhoş olup,
Gücümüzün yettiğince seviştik.

Geldin sen , sen geldin .
Başkentimin adı Aşk.
Yüzümde en sebebi sen gülüşüm.
Kahkahalarıma gitme yalvarışları karışır.
Uzun yol otobüslerini yakmak gelir içimden.

Ama sen geldin , sokaklara adımızı verdik sonra .
Beşiktaş İskelesi,saçlarımız sırılsıklam,öldüm ben o anda
Ben deniz barındırmayan şehirlerden nefret ettim
Hem de bir anda.

Vücudunu karış karış ezberledim ömrümün en ıslak anında,
Yıldızsız bir geceydim,
Çirkin , nemrut , kapkara...
Güzel bir kadında değildim üstelik yanında uyanmadığımda.
Ha gözlerime bakmışsın , ha aynaya ne farkeder ?
Dudaklarım , benim adımla başlayıp senin soyadınla biten bir hikaye yazar
Babamın yarım bıraktığı öykü kadar kutsalız artık.

Garip gecelerdi,
Gök delinir , Tanrı bize ağlardı.
başımda 60'lardan bozma Fötr bi şapka,
Öyle bir yağmur yağardı işte , şehri yakardı cayır cayır.
Ne biz yolları önemserdik o anda
Ne de yağmur .

Yıldızsız bir geceyim ben hala,
İklimini ıslatıyorum çığlıklarımla.
Anadan üryan uyurken koyun koyuna.
Gideceğini bilirdim hep,
Oysa gel desen , yüreğimi de alır gelirdim yanına.

Ucuzluktan kanatlar aldım ,
Bir de yanına sevk aldım işte , düşün .
İkiye bölük yaşantımızda , ikiye tektik
Ve yalnız öpüşmeyi bilirdik ...

Sen Attila'nın "Şubat Yolcusu"ydun
Provası bitmişti mutsuzluğun..
Bahaneler ektiğim bağır taşlarında
"Bela Çiçeği"n, büyüteceğim...

Yıldızsız bir gece olacağım , gözleri yağmurlu.
Gideceksin , gece on iki sularında ,
Beşiktaş iskelesindeki vapurlar da ağlayacak...
Üryan bırakıp gideceksin beni,bu sefer sarılmayarak
Ama biliyorum, hava çok soğuk olacak.
Öylece bi sigara dolayıp parmağıma
Ben de ağlayacağım ...
Bu kadar...

Bir gün elbet , -ki sen.

Bir gün elbet ben de gideceğim
-ama senden önce değil .
Ellerinle göndermelisin beni,
yüreğimle gönderdiğim gibi
Acımalı kolların
Kanatlarım kopmalı.

Elbet gideceğim bir gün
( Sen gönderdiğin vakit )
Kapalı duracak hep gözlerin
Çok üşüyeceksin
Fazla acı vermeyeceğim,çünkü bunu sen isteyceksin
Dudakların bilmeden , ben konuşacak
Üşürken sarılmayacağım omuzlarına
Herşeyi bilerek,hep susarak gideceğim

Gideceğim bir gün elbet
Gideceğim ama sen onu kafesteki martıya sor,
Hayallerim denizde boğulmuş bulunacak
Mutluluğun kafasında tek kurşunluk bir delik.
Ama üzülmeyeceksin dedim ya,
İşte o zaman yanacak kurdelam,
Gelinliğim yırtılacak
Hiç duvağım olmayacak
Bunları bile bile gideceğim.

Karın boşluğuna dirsek yemiş gibi olacaksın biraz,
Ağzında paslı bir aşk tadı bırakacağım
Buruk ve acımasız bakacağım gözlerinden insanlara
'Cesaretsizliğimin sebebi bendim' diyeceksin
-ki bunu söylediğinde yarılamış olacağım yolumu
Etlerini kemireceğim
Sen çoktan yolun sonunda olacaksın.

Önceleri sıcaktan uyuyamadığını sanacaksın
Benim sana yazdığım şiirlerden
Aşk mektupları yapacaksın
Ağlamaklı bir kız çocuğunun son satırlarında
Bir akıl kaçırması bırakacağım sana
Ben ise,
Bıraktığın yolun yarısında cesedimi kusacağım.

Senden sonra elbet bende yola çıkacağım
-ki muhtemelen çok geç kalmış olarak
Hayallerimin kaset bantları yapışıp kopacak
Hİç sevişmediğimiz yatağımız
Leş gibi kadın kokacak
Aynanın önünde benim kullanmadığım rujlar bulunacak
Giderken bavula koyacak hiçbirşeyim de olmayacak
(Herşeyimi çalsan da seviyorum seni )
Benden önce gittiğin için ,
Küflü küfürlü ağzımla hayali evimin anahtarlarını yutacağım
Ben de gideceğim elbet demiştim ya,
Biliyordum , gördüm tüm olacakları aslında,
Aslında Sırat Köprüsü'nde trafiğe takıldım da geri döndüm.
Keşkeleri çalma mektuplarımdan!
Sen giderken gördüm,
Köprü ben oldum,kalbime basa basa öldün.
Sen gidiyordun,
zaten elbet ben de gidecektim ama
sen giderken
Ben herşeyi bilerek öldüm.

Bir 145T Yolculuğu

Seni ilk kez görmek için çıktığım yolculukta oturduğum , cam kenarı koltuğa oturdum yine , çift katlı yolculuğumda. Kalbimin üzerine kalbini koydum , ezildim , bitkinim . Bu sefer heyecan yok içimde , ben de tükettim ellerimdekileri , senin gibi heyecanlanmıyorum artık . Çünkü bekleyenim yok yolun sonunda , beni , ellerimi ... Bir çocuğu görmeye gidiyorum bu kez , hiç de istemediğin gibi . Gözlerim bitik , kalbim ağrılı.

Aslını sorarsan , özlem değil içimdeki . Dün akşam şiirmdeki ince sazı kırdın , sustum . Dilimin ucuna geldi paslı acı tadın , sustum . Yokluğumuz vardı artık , yokluğumuza eklediğimiz yollarımız vardı . Hep yarımdık , hep özenip , resimlerden bakmamız vardı . Açlık sınırındaydık , yokluktuk ... " Biz " in ardında bırakmıştık .. Tüm kişisel cümlelerim bundandı yani.

-Personal , Myself & I -

Ve bir kez olsun ellerimi , pürüzsüzce beni saran tenimi , kırmızı ojeli ayaklarımı özlemeyeceğini bilmemedir tüm bunlar . Hep istediğin gibi yaptım , acısız ve alelacele. Bebek oldum , en çok da çocuk .Ama sevmezdim hiç oyunları . Sahip olduklarımdan sıkılamazdım , o kadar azdın ki . Benim tek yutkunduğum , iç geçirip de ellerine vurulduğum buydu ; Cümleleri tükettikten sonra sıkılmak gibi bir lüksüm yoktu . O kadar azdı ve o kadar değerliydi elimdekiler...Yokluktuk çünkü biz , gazetelerin kuponla verdiği kitaplardan öğrenmiştik sevmeyi , bir çiçeği , bir kırmızıyı , bir adamı . 1. çoğul şahıslar biriktirirdim kumbaramda , aşka bütünleyecektim , tedavülden kaldırdın onu...Ellerin terliyordu , sıcaktık yani...Eridin , aktın sonra , ellerime yapıştın ..Çıkmaz doğum lekeleri , unutmam . Alışılır .

-Unkind-

Sonra yavaş yavaş doyar oldum . Karnımda kimsesiz sancılar taşır oldum . Bana öğrettiğin karanlığa kustum . Yoktun(m) , kahrolasıca ellerinde ince , uzun parmaklarım yoktu . Değişiyorduk , fotoğraflar bir çekmecenin en ücra köşesine saklandı .Yağmur falan da yağmadı , o kadar kuraktım ki. Bahardı işte , gün ışığı yüreğimi yakar , gecesi dondururdu bedenimi . Anlamak oldum sonra , anladım ; bir aşktan diğerine giden otobüsü durdurmamın imkanı yoktu . Kalan için herşey , bittiği yer vücut buluyordu . Dedim ya baharlar böyleydi , titrerdi sesler , yalan kokardı , yalan kokuyordu sesin ama ben sırf sen kokuyor diye doyasıya yutardım her bahtı kara yalanı . Kumdan temeli olan aşkımızı , sokak köpeğine ellerimle yedirdim ; nasırlı kalbimin tuz izlerinde .

Kanattığın dizleri hiç söylemeden , yaralarını ağladın bana . Dokunduğum yerden bana bulaşır oldu acıların , anladım . Gönül yalancılarının en güzel fotoğrafıydı benim gülüşlerim . Boynumda adının baş harfi olmaktan tiksinmiş bir kolye , ve ben maviye çalan yeşillerden utandım . Gurursuz gecelerde , duvara yansıyan suretine uzaktan baktım , anladım . Her kadın biraz aynıymış bir erkeğin gözünde . Bugün benim kokum ninni olurken, yarın en yakın mesafeler heyecanını kurutur . Yaraya yakın , yeniye yakın .

- Whisper . -

Hüzün kırılır hep , göz bebeğimde . İlk aşktan yadigar tek cümle , şu beş cümlesiz zamanımda anlam bulacakmış , heyhat!.. Ne dünya çıktı yörüngesinden , ne kulağımızda Samanyolu var.Sadece gözlerim , bir bitki gibi çürüdü . Ellerim , odanın en kuytu yerinde , ellerim üşüdü .

- Childhood dreams -

" İstersen bir aşkın en azizelerce kutsanmışını yaşa ; beyaz tenli , yosma bir bakış yerle yeksan eder hayallerini . Kadınlardan kork , kork yeşile çalan renklerden..Gidebiliyorsa şayet , yapma , değmiyor."
Unutmak için güzel bir tramva , ağır bir trajedi , acınası bir yalan . Yüzümü unutmak , yüzüğü unutmak . Sende doğan herşey kefenleniyor artık .

Hırsımdan yüzümün bu darmadağın hali , bırak kalsın . Tek kelimen kırmaz artık beni . Bir atom parçalarına ayrılmaz . Bir kalbin en küçük yapıtaşıydın sen , onu meydana getiren . Verdiğim sözleri oruç gibi tuttum , nefesimi tuttum . Uçup gitti hepsi , sigara dumanım gibi ; annemin korkusundan yarım açtırdığı penceremden ...

"Aşığım demek en ucuz yalan mı ? Köşedeki bakkalda satılır mı ? "

Of...

Zavallı , diyormuşsun şimdi bana , içime cuk diye oturan, en sevdiğim nefretimin rengi kızılla . Şaraba dudaklarımı gömüyorum , yaramı söndürüyorum ,falanca kilometre yokluktayım . Ben ağlamak yaşıyorum , yaşamak ölüyorum .

Güzeldim evet, pürüzsüzdüm . Şimdi yiyip bitiyorum o çok sevdiğin uzun parmaklı ellerimi . Yirmi bir var aklımda , sayıyorum sonsuzdan . Mağrur rollü bakışlar yanında , timsah gözyaşlarının bile akıtacağı rimeller . Kekremsi , yosma tadlar . Onlarınmışsın , tıpkı bir eşya gibi gözlerin , ellerin . Yılan gözlerinden , caka akıyor . İnanmam , (ben bir şey demedim ), inanmam ben daha ellerin bile inanmıyorken ! Sana ebedi sevdalar vaad edilmiş kısa mesafeli yolculuklarda ! Hadi oradan kaltak !

- Her lips are sore -

1 , 2 , 3...şşşt ! 4 , 5 , terkediş , 7.
Sen bir erkeğin yıkılışısın , bir kadının anlamsızlığı . An itibariyle hiç bir ten vermez insanlara inancımı , öfkemi dağıtmaz hiç bir pamuk şeker . Vicdanımın en vicdansız , en acımasız gerçeğini silemez gözlerimden . İyi bak kızarmış burnuma ,
Bana iyi bak adam !
Bebek yanaklı yalan !
Sen yoksun artık gözbebeklerimde bizden arta kalan .
Sadece yemyeşil bir kadın silüeti artık gözlerimde duran .

-Leave-

Sonsuz aşk derken bile "son"dan geçiyormuşuz .
Herşeyi en sondan yaşayınca anladım .
Ve bende aslolan herşey , kan çanaklarımda saklıymış.
Kapının eşiğinden sana bakmayı bırakıp,
Aynada kavgamın rengine baktım,
Yüzüme baktım ,
Anladım .

- Understood -

Bayım ?

'oturabilir miyim ? '
....

Kendi kapılarımın ardına izin isteyerek girer oldum.
Odalarım boş . yok kimseler ilk defa.
hiçbirşeyiz. ve alabildiğine özgürüz..
odamın duvarları kadar.
yastığımın kokusu kadar özgür.

perdeler açılıyor .
içerisi rüzgardan bir aşkla doluyor.
alamıyorum kokunuzu .
sizi tanımıyorum .
dizeler yavaşlıyor.
anahtar kırılıyor .
ben her şarkının sonunda bekliyorum.
ne istediğimi bilmeyerek.

yokluk hissi içimi kemiriyor o anda.
açlık..
acıkıyor susuyorum.
ve bir daha asla konuşmuyorum .
içinizdeki çocukları dışarı da özgür mü sanıyorsunuz acaba ,
ya da kimlik yaşınız da mı olgunlaşıyor aşklarınız ?
her yanmaya çalıştığınızda
rüzgara küfür mü eder yalnızlığınız?

susuyorsunuz. anladım .
düşünceleriniz engelli koşularda.

ve döner dolaşır hayat hep gelir.
biz ne yaşayacağımıza bile karar veremezken..
kendi kapılarımızı bile kıramazken..
bütün nefes bir anda tek bir dudakta toplanır o an.
sonra dokunup hissettiğimiz her şey acır.
eller kızarır...yüz kızarır..
anılar yüzümüzde zaruri zamanların izlerini bırakır.
söylenecek tek söz .. alın yazısı..

sahi siz de kaderinizi anlınızın bir köşesinde mi sanarsınız ?

Bayım , siz aşktan anlar mısınız ?
Bir anda bir kadın sizin bütün ülkeniz olur mu ?
onun sözcüklerinden bir inci kolye dizip
şiirler yaratır mısınız ?
siz de dudaklarınız kanayınca makyaj yapar mısınız ?
acılarınızdan kısa olsun diye saçlarınızı korkmadan, gereğinden kısa keser misiniz ?
Korkmayın sizi acıtmam .
Becerebiliyorsanız solmayı bekemeden yanın . Yapabilir misiniz?
Bayım ?

Sadece rüyaymış..

Ankara'da Deniz yok mu ? KAPA ÇENENİ ANNE!

Biraz soğuk ve anlatıldığı kadar da ürkütücü olmayan , kimselere söylemediğim ama zaten tanıdık olduğum otobüs yolculukları yapmaktı sanki, seni sevmek .
bir şeylerin bu kadar büyüdüğünden habersiz,zaman aksaktı bizim için . geride kalmıştım ama , bazen geri kalmışlıklarımda bile senin ellerini tutmaya çalışıyordum . Geç kaldığım zamanlar hep senin ellerini tutuyordum . Zaman beni sana sürüklüyordu , senin hiç de beni barındırmadığın zamanlarda .
bambaşka lisanlarda aynı kelimeleri anlattığımıza inandırmaya çalışıyordum kendimi.Uzun yolculukların kıta sahanlıklarında gözlerimi otobüsün büyük ve kırmızı (!) puntolarla yapılmış saati alıyor . Yine gitmeler ve kalmalar , otobüslerde yaşanıyor .
Naneli şeker kokuları arasında yolculuklar yapıyorum sana , pek alışık olduğum kolonya şişeleriyle.

“acaba ?”
“ yoksa…”
“ya olmazsa ?”

olacakları yaşamışçasına geliyorum yanına aslında . o günü sana anlatabilmek için yazıyorum .belki de hala anlatacak bir şeylerimin oluşundan .
sensizlikle arkadaş olacağım zamanların gelmesinden korkuyorum . ıslak ve ince dudaklarından çıkacak tek kelimeye tutsak , yollar geçiyor ve şehrine geliyorum .
çocukluğumun pamuk şekerlerine benzeyen bulutlar tüketiyorum .
yağmur yüklü , yağmur şarkıları geçiyorum.
Elimde 16 parça kırık hayalle , bozkırındayım .

Hiç görmediğim , aklımda hayal meyal canlandırdığım bir şehirdeyim artık . kalbimin bir kısmı hala çalışır durumda .
Beni o şehirden artık ne aşk kurtarabiliyor , ne de başka dilde seni sevdim’ler.
Oradayım işte tam karşında ! Tanrım seni görebiliyorum .
Kokun içimde dansını ediyor , kadeh tokuşturuyoruz .Masada insan yüzleri , çatal bıçak sesleri arasında hiç söylemediğin ama hep duymayı beklediğim aşkı yaşıyoruz .
“bu gece ağlamayacaksın bebeğim …”

üşüyorum . Ellerini giyindim . Evet , artık sıcak . yanımdaki kimse üşümüyor onlarda bizim gibi .
ıslak dudaklarından adım çıkıyor ve yaşadığım her şeyin üstüne tükürürcesine beni öpüyor .
ve ürkütmekten bile delice ürkmüş sen
o dar , o küçük, o ömrümün en güzel uykusuna yatıyorsun ben ve beyaz tenimle .
teninin tenime değdiği her yer yaşam alanım oluyor .
duygu aynayı kırıyor .
duygu yanmış , yakılmış , yalanlara delirmiş .
duygu en ağzı bozuk aşk mektubu .
Gitmek zorunda olduğum için git diyen gözlerinle baş başa kalıyorum .
Yanaklarımı gözyaşları çalıyor hemen.
Oysa ki ben sadece senin yanında güzeldim .
Ama gitmeliydim .
Tek istediğim o terminaldeki insanlara benzememekti.
Ve ben o terminalde sessizce giderken , sen yoktun .
Muavin seslendi .
Onbir buçuk Ayrılık-İstanbul yolcusu kalmasın !
Sadece o insanlara benzemek istememiştim senin yokluğunda çünkü ben sadece senin yanında güzeldim .

İçinde deniz barındırmayan şehirleri sevmediğimi sanardı annem .
Ankara’da deniz yok , ne yapacaksın oralarda
Ankara’da Deniz yok mu ? Kapa çeneni anne !
Yağmura bulutu unutturan ıslak şarkılar dinledim. Haritadan aramızdaki bütün şehirleri çaldım sana yakın kalabilmek için .
Ben sadece seni seveyim diye bu şehirden kimse yanına gelmiyor .

Ben daha öncede tek başıma olduğum aynalar kırmıştım bacak aramda .
Üzüntümü sadece bir kişi anlıyor , hırsız gözyaşlarımdan tanıyor beni .
“o seni seviyor , sadece anlatış yolu biraz uzun…” diyor .
bir hayalin yıkımısın sen ..Sen yolcusun … bir iç şehirde yarım kalmış umutların var ..
denizsiz , sahilsiz , martısız şehirlerde kırmışsın aynalarını …
KAPAT ÇENENİ diyorum sana … Ankara ‘ da deniz var siz görmüyorsunuz , bilmiyorsunuz siz !

Sen beni sev sevgilim , en çok beni sev .

Ben hırsızım sevgilim , şehrine giden bütün yolları ben çaldım , bütün yollarına hayaller bıraktım ki geri dönersem kolay bulayım yollarını diye . bir akşam üstü arkandan baktığım yollardan , kahverengi koltuklara dönmek kolay olsun diye . ama sen yine de en çok beni sev .

Sabah oldu . Ankara’dan ayrılık şehrine geldiğim için küfür ettim , sigara içtim ve her yerine tükürdüm bu şehrin . İlk defa bu şehirden nefret ettim .

Sen yoktun .

İstersen beni hatırlama,
Ayla yıldız yan yana geldiği zaman aklına gelmeyebilirim belki.
Önemli değil o kadar da
İstersen beni unut
Ama fotoğrafın yastığımda durdukça kokun geliyor burnuma .
Bir kez daha yağmurun altında kalırsam , boğulurum biliyorsun .
Haydi bir deniz kenarına oturalım
saçlarımı okşayarak uyut beni .
artık öpüşelim.

Özledim…özledim.

SORUNSAL.

Aynaya bakarak başlıyorum her yeni güne,
Çiçeklerimin güneşe dönük , suya muhtaç olduğu zamanlar.
Uykularıma kıyamıyor çocukluğu siyah - beyaz fotoğraflarda kalmış biri.
Çocukluğunun ahşap pencerelerinden baktığı,
yüzüme kıyamıyor.
Durup öylece;
sadece onu sevdiğimi söyleyeceğime o kadar emin ki.
Bu aşk için yeni bir gül dikiyorum saksıma.

Yine mi gidiyorsun?
Bu gidişlerin hiç sonu olmayacak , biliyorum.
Pencereler , hayaller , kalpler ..Hepsi kırık.
Ne varsa gitmiş gözlerimden.
Ardımıza bakmadan yürüyoruz çatlamış gözlerimizle.
Uyandığımda yok şiirler.
Herşeye veda.
Dudaklara 'hoşça kal' kalıyor bir tek.
Ellere veda.

Elveda!

Biten bütün cümlelerin sonuna nokta konurdu
ilk okul sıralarında...
Tüm cümlelerimiz soru işaretli şimdi ,
çocuksu kadınlığımızda.

Ve bitti
(?)
Her gün ; bir gün sana da pişireceğim yemekleri anlatmayacağım artık.
Babama ütülediğim her gömlekte,
sabah işe gidişlerini düşleyişlerim yırtıldı.

Ve aynaya bakmıyoruz yüzümle uzun zamandır.
Gözlerimin kenarlarında otuzlu yaş kırışıklıklarım var artık.
Bir seni düşünüp gülümsediğimde,
bir de geri kalan zamanlarda belirginleşiyordu : Çiçeklerimi sularken .
Gözlerim o kadar ıslak ki ,
hiç susamıyorlar artık.

Sana o kadar güvenmiyorum ki ,
Güvendiğim kim varsa çaldım güvenimi onlardan.
Bir hırsız gibi , kendi inancımı çaldım.

açıp yazdıklarını okuyorum arada,
Fotoğraflarımızın , eski hikayemizi anlatışını dinliyorum usul ve sessiz.
Yaprakların dökülüş hikayesini,
ihtiyar çocukla , kırmızının hikayesini.
Ne kadar varsa işte hepsini
Hepsini dinliyorum masamın başında.
Alıp , kaçırılmış hayatımı izliyorum .
Ve işte bu Tanrısı olmayan hikayede,
Her hikayede
suluyorum çiçeklerimi.
Çiçekler ve gözler,
Çürümüş ıslanmaktan...

Odam ufalıyor ,
ben un ufak.
Sıfır pozitif bir yalnızlık boyamaya başlıyor duvarlarımı.
Müzik akıyor odama.
Darmadağınık ve kırmızı hücrem...

Dudaklarımda bir zulmün bezgin ve kararlı izleri.
Sıfır diyorum ya işte,
Sıfır pozitif sensizlik senfonisi dinliyorum odamda.
Babam dağınık odama küfür kafir arasında girip,
'şuraya bak ! kız olacaksın bir de !' diyor .
Hangi kız be!
Bilmiyorsun babam, bilmiyorsun ilk aşkım .
Sen de benim platonik aşkım olduğundan bilmiyorsun .
Fırlatıp attığım her kazak onun kokusuyla dolu !
Neden her yer dağınık,
Neden saçım başım dağınık
Anlıyor musun ?

O kazağın balıkçıl yakasında hala bir yaşama umudu taşıyorum ben !
Anlıyor musun ?!

Ve sen elbette affettin bu aşkta kendini.
Hem kendini , hem yüreğini.

Ya gözlerin ?
Uyandığında yüzünü görecek
İnce dudaklı , kumral kadına iyi bak.
Gör bakalım , gözlerin seni affedecek mi ?
Özrünü kabullenecek mi ?

Ya da unut,
La minör ağlayadursun odamın duvarları sana.
Kanımız da yalnızlığımız da uyuşmazdı bizim.
Ben ağlardım o vakit.
Büyürdü çiçekler .
Gözlerim biterdi.
Koşardım ben ,
Giderdin ...Giderdin...Giderdin...

Acımtırak yazıldığına bakmayın , Sinir harbi böyle birşey.

Her öykü gibi bu da karanlıkla başlıyordu işte , bitişi gibi. Ben herşeyi en sondan yaşamaya başladığımdan ,biliyordum acının hazzını.

O'nun gözlerinde de görmüştüm ama bile bile kumar işte . Mutluydum . Kulağımda hiç dinlemediğim bir şarkı vardı ta ki O'nun ellerini tutana kadar .Elini tuttuğum anda , sanki kendime ihanet ediyormuşçasına :
"I'm still lovin' u ."

Buna da gülümsedim O'nunla birlikte . Aklımdaki bütün fotoğraf kareleriyle birlikte , şarkıyı da yaktım .Ruhumda eskimiş ne varsa , O'nun gözlerinde gebertmek istiyordum . Ve artık kapalı alanlarda sigara içemiyordum .
Saçma sapan şarkılar eşliğinde göz göze bakarken görüyordum . O da unutmaya ayak diriyordu . Unutmak istiyorduk . Tırnaklarımızla yıktığımız hayat parçacıklarından kurtulmak istiyorduk .

Mutluyduk uyurken . Herkes bana yitik bir umutla bakıyordu . KİMİN UMURUNDA !Kumar olduğunu biliyordum bunun, kumarın kötü bir alışkanlık olduğunu ama bağımlılık yaptığını da biliyordum . Biz O'nunla , ter içinde , sekiz saat onaltı dakika boyunca , sarılmaktan bir kere olsun vazgeçmeden uyuduk . Başka şansımız da yoktu zaten , bir mezarda birlikte uyuyorduk . Sarılmaktan başka çaremiz yoktu . Üzerimizdeki eskimiş topraklardan sarılarak kurtulacağımıza inanıyorduk . Yine kısaydı saçlarım .
Ama bir yerlerde , bana benzeyen biri daha vardı .Kısa , turuncu kırmızı saçlı bir kadın . Tek farkımız onun saçları pişmanlıktan , benimkiyse acıdan kısaydı .Ama artık onunda acıları , yalvaran gözleri , titreyen elleri , uykusuz gecelerde yenmiş parmaklarının kenarlarından fışkıran şeytan tırnakları vardı.Belki bizim hikaye-i aşkımızın şeytanı oydu ama , anıları acılarıydı artık onun . Lanet vicdanım , sırtımda kamburum vicdanım , ona bile kıyamıyordu .

Yanlış olan tek şey ' adam' dı aslında. Kime inanacağını , neye sarılacağını bilmeksizin ; bir oraya sarılıyordu , bir de bana . Aptaldı adam . Geçmişiyle geleceği arasında batan gemisini kurtarmak için hiç bir çabası yoktu . Turuncu saçlı kız da aptaldı . Tanrım turuncular bana ne çok acı veriyordu ? Terketmişti hayatına mal olmuş aşkını . iki koca aydır tek sevdası olmuştu terkettiği adam .Adam artık değişiyordu , başkasının olmak istiyordu . Turuncu kız , kafasını bulandırıyordu . En az benim kadar.

Bana yalan söylüyordu adam . Aklımı bilmiyordu , beyin kıvrımlarımın arasında sıkıştırıldığını bilmiyordu . Geldiğim yer yine aynı noktaydı . En baş. Görüyordum herşeyi , kahrolası aşklarımın tanrısı da yaratıcısı da Allahı da bendim .Görüyordum herşeyi , adam aylarını , uykularını , aşkını verdiği kısa saçlı kadına acıyordu . Kendine acıyordu . Canı acıyordu ve bir çok şey ...
Ama benim de saçlarım kısaydı , görmüyor muydu ?

Bu yüzden bende kendime acıyordum .
Adam turuncu kızı öpüyordu , kız kendine kızgınlığını unutmuş ; adamına dokunuyordu . Yaşlı dostumun artık benden koptuğunu hissediyordum . Yanakları kızarıyordu kızın , tıpkı gözlerim gibi .Kız kendini artık daha DİNÇ hissediyordu.
Tırnaklarım kırılıyordu ve ben bölük pörçük uykularımda turuncu kıza üzülüyordum .

Adam farkındalığımın farkındaydı . Kimin kimi yendiğinin pek de önemi yoktu yenmiş tırnaklarımın yanında .Tenimi terimden temizlemek zorundaydım artık . Çok acı çekmiştim zaten , arınmak zor olmuyordu gözlerimdeki ölülerden . Büyüyememiş 'koca adam'lar yine küçük kadınlardan medet umacaktı . Anımsıyorum ; ben bu cümle yüzünden bir adam öldürdüm . Ter aktı başımdan . Cinayetim karnımı ağrıttı bir an için .

Farkettiğimi farkettikçe daha da aşağı düşüyordu koca adamımız.Küçüldükçe ona duyduğum merhametten tiksiniyordum .Hala beni özlediğini söylüyordu . Bunu biliyordum çünkü ben onun sığındığı tek limandım , en faydalı oyuncağıydım . Başkasının olup olmayacağımı merak ediyordu , içinde hiç bir zaman bunu istemediğini biliyordum . Aşağılıklaşıyordu . O'nun kafası karışıyordu . Turuncu kız bütün aklını bulandırmıştı . Aklı bulanıyor , aklı beni kusmak istiyordu .

- Çok karışığım,anla... dedi bana .Benim düğümlerimin farkında değildi , ha bir de boğazıma düğümlenenler vardı tabii.
-Kendin ne istiyorsan onu yap , hayat senin seçimlerindir . Al kalbini avuçlarına , kimin adı varsa orada , ona git . dedim ona . Daha terim soğumadan koynunda , arkadaşı oluyordum .Unutulmuş uykularımızla...
-Anlamanı beklemiyorum , sen de haklısın ama anlamaya çalış ne olur , boğuluyorum . Akıl ver bana sana ihtiyacım var bu ara. dedi... Sustum .
Üçümüz de mutsuzduk aslında . Ben de , O da , Kısa saçlı kızda . Oysa söylemiştim ona : 2 mutlu insan 3 mutsuz insandan iyidir , demiştim .

Az matematiğin varsa hesapla be adam ! Az biraz toprak varsa hala ellerinde , kapa bu mezarı da bitsin artık .

"Gitti..." dedim içimden kendime.
" Daha gelmeden , gitti..."