Fotoğraf: Umay Umay

23 Mart 2011 Çarşamba

Düş aldım,temizim

Yastığının göğsüne yatıp ,uyumayı denedim.Benim parfümümle senin saçlarının kokusunun tam göbeğinde uyumaya çalıştım.Günler boyu odanda.Duvarlarda başka izler,herşey sarı…Bile bile lades bu,cinayet süsü bu,kenar süsü.Olmasam önemli değil,olsam safi ziyan.
Ben odanın parkelerini aşındırıyorum.
Cem hiç susmuyor,aynı cümleleri yapıştırıyorum yüzsüz yüreğime,aynı kelimelere tokatlatıyorum susmayan içseslerimi.
“Bana ne yaptın,bunu niye yaptın çocuk?”
Ben susuyorum,çünkü konuşursam gitme ihtimalin var.Sustukça kanatıyorsun,bu acı,bu beter.Özünle değil sözünle yıpratıyorsun gecelerimi.Özün sözün bir olsaydı “biz”e inanabilirdim.Yönümü sana dönüp açardım ellerimi.Bir şansım,bir umudum olabilirdi.Özün acı , sözün zehir.Odanın ortasında yıldırım gibi parlıyor gözyaşlarım.Sen bilmiyorsun.Kitaplarının içine renkli kalemlerle sıkıştırdığın notlar biliyor en iyi beni.Kurumuş bir acı biriktiriyorum kitaplarının arasında,Nietzsche ağlıyor.
Ama ben ağlamıyorum,ağlamamalıyım.Sen şimdi bir günahın şeytanıyken , ben yatağının göğsüne yatmalıyım.Sen akrebin günahısın,ben terazide sıfır çekiyorum.Ama sen de biliyorsun,en son kendini sokacaksın.En son seni yoracak aşklaşmaların.Ben ev yapımı zaferlerimle,kalbine çaput bağlarken; sen derine fazladan eklediğin bir otuzlu yaş çizgisiyle ezberlerimi bozacaksın.Düştüğünde uzağında olacağım ; ” Ağlattığınız kadına şu anda ulaşılamıyor,lütfen daha sonra tekrar ağlatmayınız” diyen bir ses kadar uzağında.
Nihlist başladığım hikayemde, dogmaları tartışılmaz tek Tanrı olduğun günü yara almadan atlattım dersem,ibadete hıyanet etmiş olurum.Umrum hiç bir zaman umrunu ilgilendirmese de inandım sana,sorgusuzca.
Kendimi kanattım ; bileklerimde pembe bir jilet yolculuğu.
Çocukluğumun cevapsız sorusunu yanıtladım senin bedeninde.Hiç’lerimin cevabı Piç’ti senin ana dilinde.Sen bilmem sanırsın belki,lakin farkediliyor umarsız gülüşlerinin arkasındaki acın.Senin de kanamış bir kalbin var,leş gibi kokuyor ! Leş kokuyor,öldürdüklerin kokuyor.Ben kalbindeki nasırları kasıklarından tanıdım hep.Dilimle yumuşattım onları,dilinle hiç muhattap olmadık hem de. Gözyaşlarımı görmedin,daha ilgi çekici ıslaklıklarım vardı o sıra,daha hızlı,daha arzulu,daha yaşanmaya değer.Ve elbette çabuk unutulan ıslaklıklar.Kuruyunca daha beter anlıyor musun,ağladıkça daha rezil.Biliyorum,bilmezlikten geliyorum.Biliyorum sen de gidenlere üzülürsün geçmiş zamanların hiçbirinde,sen de seversin elini değdirdiğin kalpleri,sen de bir gün özlersin.Ben seni kendime sordum,kendimde buldum.Seni kendimde bildim,yanına sokuldum.Ben senin gözlerinde gördüm kendimi,yaptım makyajımı,en çok dudaklarıma sürdüm seni.Kanayınca daha kötü çünkü…
Kendimi kanattım,o halde seni alkışlamalı bütün yürekler.Senin başkasını düşlediğin,düşlenerek hüzünlendiğin şarkıları senden dinleyerek sana bahşettim acılarımı,sana adadım.Sen ne kadar kanadın blmiyorum ama senden daha çok kanatanım olmadı benim.Ama yine de sen uyurken , ben örterim senin üzerini.Üşürsen bacakların hareketlenir,üşürsen gidersin.Ben çok kirlendim , şimdi düş almalıyım,sonra kurutmalıyım gözlerimi.Kirpiklerimi şekillendirmeliyim.
Kanımda sıfır pozitif yokluğun var,yanımda yoksan ne var?Evin , odan ve bir de benim üzgün yüzüm.Aynana yansıyan binlerce kadından daha üzgünüm.Benim maskelerimi saklayamazsın,rafa kaldıramazsın.Benim yüzüme yapışmış gülücüğümü yırtamazsın sen.
Evin var,anahtarları cebimde.Bu sabah korkarak açacağımı bilerek ( korkularım başıma gelince çok başım ağrır) cebime koydum onları.Anahtarın halkasını yüzük parmağıma taktım.Biz bir tek böyle evlenebileceğiz , ben hep buna inandım.Anahtarlar cebime,korkular beynime çok yakıştı.Bir tek ben yakışmadım sana.Yakışanım da olmadı daha fazla bana.
Şimdi sen geldin ya gözbebeklerime misafir,bir hayaleti küllendirdik birlikte.Şimdi garanti bir çocuğun kabusu olacağım,bir kadının ezeli düşmanı,yitik bir kız bedduası,bir aşkın son sözü.Sana son sorum,son sözüm.İki vesaitlik bu aşkın hangi durağında inecektin de unuttun ? Bu kadar geçimsiz oldun,aşkı durdurdun.Sen aşkı hangi cümlenin içinde özne olarak işaretlemeyi unuttun?Sen akrepsin diyorum sana,övündüğün iğnen en son seni vuracak.Sen kalbini saklamaya çalışırken batıracaksın iğneni.Benim söküklerimi dikemeyen iğnen,seni öldürebilecek mi? Ölmeyeceksin biliyorum,sen başarılı bir intihar senaryosunun, acemi seri katilisin sadece.
En çok soyadını seviyorum.Onu gerçekten sevdim ama sanırım ben taşımazsam soyunu tüketebilecek kadar çok komplo hazırlar bana bilinçaltım.Evet soyadını sevdim ama,en çok huzurun olmayı istiyorum.En çok huzurlu uykuların olsun istiyorum.Rüyalarında uyanmak,sabah ilk gülümsemen olmak istiyorum.”Allah allah deli mi bu kız yahu” diye gülümseyerek işe giderken,bütün bıraktığın sıcaklık üstüme sinmeli.O zaman mutlu olabilirim,sen olmasan da.
Evet biliyorum hiçbir dilde Havva’n olamayacağım,hiçbir zaman.Yine de yanında yerimi almayı isterdim.Hatta yanın olmayı isterdim,herşeyimi takas etmeye hazırım bir bakışına.Bana ait olan bir göz kırpma anına verirdim tüm kumbara sancılarını.Bir tek seni kendimde değiştiremedim işte.Ama hala inatla,rüyalarına saklanmayı,gülümsetenin olmayı isterim.En çok bunu isterim.Yüzünde fazladan dokunulmuş çizgiyi silmek isterim.
Ama odan başka kokarken,tenin beni tanımazken, sadece rüya diyebileceğim bu mektubu ağzımın dolusunca tükürmenin ifadesi yok .
“Aşkın kızı,hiçbir gurura mahal bırakmadan,akrebin seni sokmasını kabul ediyor musun?”
-Evet.
O zaman yalnızlığınızın bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri iki korkak ilan ediyorum.Dilerim bir gün uyanırsınız.
Alkışlar…
( Kışın çok çabuk sabah oluyor,eğer olmasaydı daha fazla yazardım.Rüyalarım kısa sürmezdi.)

28 Şubat 2011 Pazartesi

Kükürt z-ioksitli SHOT

Mor kadın bir aşk cinayeti hakkında kendi kendine konuşurken : " Kalp hala sıcak. Beyinde bi kaç fil tepinmiş. Midede yedi adet kelebek can çekişiyor. Fazla uzağa gitmiş olamaz(sın) " **

Hikayeler onun adıyla başlar,biterdi sıklıkla.
Ama malesef artık herşey senin adınla başlayıp benim kanımla bitiyor.
Ben ÖZ olan herşeyin içinde ÜVEY kalıyorum.Üstüne yığılıyorum.

Bir dirhem etim yok,bin ayıbımla geliyorum sana.Hep geçmesini istiyorum , ama ne zaman "geçti" desem daha cok sızlıyor yaram.

"Bir aşk bir çok aşktan yapılıyor" diyor Murathan.Senden çok aşk var mıdır ? Daha acısını biliyorum evet,daha aşkını bilmiyorum;hayır.

Yarana tütün basınca geçermiş dediler , 3 sene daha çok sigara içtim bu yalan yüzünden.Yarana göz bas geçer deselermiş keşke.Seninle gözgöze geldiğimiz gün işe yaradı sanırım tütünler.Ama duruyor göğüs kafesimin içinde yaram ; pis kokuyor , irinleri bana gülümsüyor."Bir daha kesersen hiç iyileşmem" diyor,sana olan aşkım daha bir hiddetleniyor o zaman .

Korkularımı bile bile bırakıyorum kendimi.Sendeki yaşam alanımı dilimle ıslatıyorum.Hayır bu karnımın içindekiler kelebek olamaz.Bu konuda tek hayvan benim sanırım.
"Aşk şarkılarda kalsın senin için , hayvanlı porno benim için."

Kokunu burnumdan çekmeye takatim kalmadan ciğerlerime doluyor.Sahipleşiyorsun.Aitleşiyorum.Bunu ikinci kez hissediyorum.Omzumdan geliyor o kükürtlü kibrit kokusu,yine yanıyorum ,yanıyorum diyorum ; kokusu içimde geliyor,omzumdan sızıyor kokusu.Ben bunu bir kere daha görmüştüm sanki.Çok su verirsen ölmem yani ben.Ağzımda çocuklar var , çocuklar ,çocukluklar,çocuk.
Siktir git diyorum Cem'e."Bana ne yaptın çocuk?" muş. Çocuğu da sikeyim seni de sikeyim Cem.Sus artık.Görmüyor musun işte , bataklığına düştüm.Daha ne soruyorsun.Evet bugün günlerden piç , benim adım hiç.
Bir kere bir çiçek büyütmek istemiştim.Annem ; gözün gibi bakarsan büyür ancak, dedi.Gözlerimle baktım,çürüdü.Çok su bir tek çiçeklere yaramıyor yani.Ve şimdi sanki çok ihtiyacım varmış gibi tuza,seni yaşartıyorum gözlerimde.

Dilime ağır geliyor artık bu kesikler.Camın önündeki yazdan kalan son kuşları izmaritle besledim.Onlar da gittiler.Aşkın ayak izleri , ayakkabılar değişince değişmiyor.Bastığı yerde hep o aynı izi bırakıyor.İp cambazı olsaydım eğer,ipi sen keserdin.Biliyorum.İzlerini ezberledim çünkü senin.İbadet etmeyi gözlerine bakarken öğrendim ben.Aforozumun sebebisin , bilirsin.

Dizlerim mosmor.Temizliğini kirlettim sabaha karşı.Vücudumda izin var,kokun var,adın var.Diyorum bir uzansam göğsüne,boynunla buluşsam.Anlayacağına inandırsam kendimi.Susmayacak kadar çok ağlayacaklarım var sana.Dinle beni nolur,ağlayacaklarım var diyorum .

Anlamayacaksın zaten , sol göğsümden gülümseyecek sana bir öykünün 3harfi.Adını iyi ezberledim,tadını biliyorum artık.Bir tek kendi adımı bilmiyorum ah yazık,yazık.

Umrumda bile değildin çirkin ördeğim,ben sen yokken de dişiliğime küfrettim.Sigara içtim ve kibritimi kaybettim , kükürtsüzdür.Bataklığının kralı çirkin ördeğim,ben senin failimeçhul ilk cinayetinim.Sen ise benim herkese intihar diye yutturduğum katilimsin.

Gözyaşlarım rakının bile rengini değiştirdi,her damlada daha beyaz.Her ağladığımda biraz daha kararıyor bu yol gözümde. Şimdi yine ağlıyorum.20. yaşımı kadehe senin için damlatıyorum,yanında da Müslüm Baba dinliyorum.

Aptalın tekiyim biliyorum.Sanki o yolundan dönecek,sanki beni görecek,sanki hep yaz olacak,sanki hiç sabah olmayacak,sanki akrep yine ırzına geçmeyecek yelkovanın,yelkovan arzudan deliye dönmeyecek sanki,SANKİ SEN BENİ ÖPECEKSİN - mişçesne Tanrı'yı güldürüyorum işte bu sabah ezanında da.

Sonra sevişiyoruz,sonra içimdesin,sonra bitiyor hepsi.
Sonrasında sen sağ , ben kıyamet.
Ve ben sen uyurken hep ağlıyorum aslında,sebebini en iyi bilerek.
Uyuduğunu anlayınca fısıldığıyorum kulağına:
"TANIŞTIĞIMIZA MEMNUN ÖLDÜM ÇİRKİN ÖRDEK."

17 Şubat 2011 Perşembe

Akrep

Güzel dediğim tüm kızların sevgilisiydin sen.
Fotoğraflarına her baktığımda dişiliğime küfrettirecek kadar güzel kızların.
Kompleksli de değilimdir aslında,sadece sen fazla iyilerleydin.

Ben bir gün biriyle tanıştım.Ve ardından seninle.Tanışmamız için dünya güzeli olmama gerek yoktu en azından.Ve sen zaten onca güzelliğin arasında , en fazla bir çirkin ördek yavrusu kadar sevimliydin bence.Ben de her zaman Cleves'ten gelebilecek en iyi kraliçe kadar güzeldim.En fazla bir nedime kadar gözde.Sonra diyorum,sonra tanıştım seninle.Bir akrebin yapabildiği en acıtan şey,seninle tanışmaktı.Karnımda ilişkiye giren kelebekler vardı.Hey,sanma ki sevgi olsun bunun sebebi.Zaten senden hoşlanamazdım.Yapmamalıydım bunu kendime yani,derken...Ücra bir semtte , duvarlarından su akan bir ev kiralamak ister gibi istedim seni.Aziz Valentine'in beni dışarıya boşaldığı o günde.Sevgili niyetine kiralamak isterken soktun ilk defa beni,boşalttın zehrini.Şimdi kim kimi satın alıyordu ?Derken yollarda buldum kendimi,odanda buldum.Su içmeyi sevmeyen asi bünyelerimiz vasıtasıyla tüketilen biralar,sonu gelmez muhabbetler,içimde bir sıkıntılı his ve arkadaşlar.Derken sen uykundasın.Ve ben yanında yerimi almışım.Yanyanayız yani.Gözümü hiç kırpmadan izledim seni,yine aşkın silahıyla öldürmekten korkarak kendimi.Ama bu sefer ruletti.RUS RULETİ. Bir tek hareketin , bir hareket diyorum yani Akrep,yine soktun beni.Sabaha kadar akrep yelkovanıyla sevişti,Akrep'im uyudu . Saçlarım kırık ve bu senin hiç umrunda değil.Çünkü güzel değilim.Ben kimseyi üzemem.Üzülebilseydin umrunda olurdum belki.Yani benim yeni telaşlarım,kavak yellerim falan senin hiç umrunda değil.Çünkü ilgini çekebilecek tek şey belki hislerim.Onlar da senin ilgi alanın değil.
offf.
Sabah odayı doldursun diye bekledim,yerin altındaki ışıksız odanda , yüzünü seçebilmeyi istedim.Zehrini boşaltmadığın zamanlarda nasıl görünüyordun bilmek istedim.Bilmeliydim çünkü seviyor taklidi yaparsam giderdin belki.Kimse olmasın , kimse diyorum ! Çünkü sen sadece rüyalarımda uyuyorsun ve sen uyanırsan masalım biter.Bir kere olsun ciddiye alınan bir masalım olsun istedim , aynı o güzel kızların masalları gibi.Ellerin belimdeyken bir sonbahar yaprağı gibi titredi bedenim kollarında,yüzünün iklimine su verdi dudaklarım.Ama nefes almadık birlikte ve işte bunu söylerken bir kere daha soktu Akrep'im beni. Odanın griliğine dua ettim , yanaklarımı görsen garip bulurdun belki beni.Sen keşfederken el yordamıyla beni ( kısacası ben o sırada sarhoştum nefesindeki alkol sebepli) , parmakların kulağım birşeyler fısıldadı.İşin aslı ; hani ben senin olmayacağım ya hiç , işte sen onu anlatırken bana ,hikayem son nefesini verdi. Akrep'in zehri her yerime yayılırken . En son çenemle dudağımın arasındaki en şanslı yerden kanattın , öptün beni...Gittin.

Ve şimdi benim ilk hikayemin yazarının adı sen isen , ben tek bir hikayenin bana indirildiğine inanırım.Benim bu küçük hikayemi , ben yazarken sen siliyorsan ; sayfalarca aşk indirilen tek dişi peygamberin ben olduğuma inanırım.Şimdi ben seni tanıdıysam,hep zehire susarım. Küçük zevkler zamanla nasıl dönüşüyorsa bağımlılığa,ben her gördüğüm yerde sana Akrep'in zehrini sorarım.Bu kadar masum ve tehlikeli bir hikayeyi ölçüp tartınca,terazi dengelemiyor seni.
Ve benim yüreğimden başka hiçbirşeyimin sevgilisi olamayacaksın , tek güzelliğim bu belki.
Çünkü, güzel dediğim tüm kızların sevgilisiydin sen.
Fotoğraflarına her baktığımda dişiliğime küfrettirecek kadar güzel kızların.

Eğer beni de öpersen , bir prenses olabilirim belki.

15 Şubat 2011 Salı

Sabaha karşı bozulan bir psikiloji

Yazmak istiyorum . Elimden gelen , belki de bildiğim tek şey yazmak olduğundan istiyorum bunu.Bazen ne yazacağını kestiremez insan.Altına giremediğim sorumluluklarımın üstüme çıkmasından yoruldum.Aslında tam da beni kendime düşman etmek üzereydin.Ama karar verdim seni yalnızlığınla pişman edeceğim.Bensizlik senin marifetin,biliyorsun.Eğer beni suçlamak seni bir kişilik sahibi yapabilecekse sana bu iyiliği yapmak isterim.Gözlerinden devler yarattığım gibi,gözlerimde küçülüşünü izlemek ; kendime gıpta etmek olacak.Yani yine kendime aşık edeceksin beni , kendi yüreğime.Anahtarı kilidin içinde kırdın sen , içerde olmayı derine inmeyi nasıl bekledin bilmiyorum.Ben kırmızı yollardan , kötü çocuklardan geçtim.Öpsen de geçmez yaralarım var benim.Anlayamazsın sen.Bencil olmayı gurur yapmakla aynı kefeye koyan,aldatmakla aldanmayı aynı yere barındırandır.Bunu anlayabilir misin ? Hayır.
Bir merdivende oturup sadece üç kere düşlediğin bir adamın dişlerinin arasından dilini sokup,yarasını iyileştirmektir hissetmek.Sabaha kadar hiç dokunmadan sarhoş bedenini izlemektir.Anlayamazsın.Sen sadece kendini acılardan geçirerek acı çektiğini sanarsın.Sen anca senden öteyi sorgularsın.Kendini hiç yargılamazsın.Acı bırakırsın kendine,kendi yüzünden.
Rakı içerim ben,tek değil duble duble rakı içerim.İçtikçe ağlarım,belki biraz gülerim.Ben kendimle yüzleşirim.Bu yüzden terkedişlerim nettir.

Kovsan da gitmez bir misafir gibi,öylece oturur içimde,ne kalkıp gider ne de yüzümdeki memnuniyetsizliğin farkında.Öyle yüzsüz bir sancı vardır hep yanımda.Şimdi o bahsettiğim adam gelse,düşlerimin arasına soksa dilini,alsa oradan aklımdaki zehiri.Evet keşke burda olsaydın.Bahtımın rengini birlikte değiştirirdik.Kör talihime gözlerini bağışlardı belki.

Eski bir trenin ,hikayeler bırakılmış vagonunda ..
Ah bir konuşabilsem neler anlatacağım aslında.
Benim yüreğim ağrıyor.
Bıktım artık tesellilerden,düzelecekmiş,iyileşecekmiş.
Ben kendimden verdiklerimi geri istiyorum sadece.Fazlasını değil.
Anlıyor musun beni sen de?
Keşke dedikleri gibi olabilsem.Dedikleri kadar ucuzlaşabilsem.
Sevişmenin kokusunu özledim diyebilsem.
Ama korkuyorum.Korku iyi.
Sevişirsem , deşifre ederim kendimi.
İçime girer , içimi hisseder.
Sevişirsem acımı görür yüzümde.
Seçim yapamayan insanın yüreği yoktur diyorlar.
Sen bana seçim yapabilecek bir aşk kırıntısı bırakmadın.
Senin sevgini de , yüreğini de ayrı ayrı sikeyim.
Bir bardak rakı getirin , yalvarıyorum .
Bu kalemi de alın o herife verin.
Yani anlayacağın iyice bozuldu halet-i ruhiyem.
Duymayın dinlemeyin beni  ve susun
Beni bana bırakıp , uzaklaşın inceden.

es

Karşımda gün gibi suretin var
Ama sana yazacak kelime kalmadı cebimde.
Ne yüklemler tükettim
Barındırıyor öznesi hala seni değil hayalini.
Kalbimin mazgalından bir su damlası gibi içeri sızan sen
Önemsemedin alışkanlıklarımı…
Oysa ki ılık boynuna alışmıştım en çok…

Kalmadın,eridim
Bir dal sigara gibi emildim..
Önce dışı yaktı seni,
İçi beni
Ölesiye alışmışım hayal oluşuna düşün işte..
Şimdi tenime acıdığım için
Eziyet ediyorum sevgimize.

Düştü işte
Bir düş
Bir düşüş
Bir düşteydim
Düşes’iydim düşümün
Ve düştüm.
Düşlerine düştüm,canım çok acıdı
Bak görüyor musun? kalbim kanamış
Ve kan bozmuş düşümüzü.

Ve sen kemiriyorsun şimdi etimi
Isırıyorsun dudaklarımı
Kalbim canım kadar acıyor
Sönmüyor geceler boyu ışıklarım
Gelmiyorsun.
Gelemezsin,
Ve sensiz doğan her güneş simsiyah eder tenimi.
Gidişlerine o kadar gebe ve ürkeğim ki.
Her sabah sensizlikten bozma bir kelebek doğuruyorum.
Ve gelişinde kalmadı artık umacağım bir medet.
Kelebeklerimi sensiz büyütüyorum.

Dostlar acıyor bana
Kalbin benim gibi mi atıyor sahi?
Dostlar öyle söylüyor
Duygu’n çocuklaştırıyor seni
Beklemiyorum aslında bir şey
Zaten bir tek dostluğunu istiyorum ben
Öyle ya bekleyemem zaten .
Bu yaptığım bile ayıp
Yazdığım bile ayıp , günah kalemin deftere değmesi .
Hiç olur mu biz diye bir şey
Sen ve ben dururken .
Ama,şey..ben bir şey soracaktım aslında.
Hadi beni es geçtim,
İçinde kelebeklerimize verebileceğin birkaç parça aşk var mı ?

Hoşgeldin.

Hiç yaşamadığım birşeyi özlemek gibiydi
Ve rüzgar canımı acıtsa da sevdirmiştin kendini.
tam ortasındaydım yaşamanın,
nisan sonuna beş kala
sık sık gittim...

henüz bozdurup harcamışken güzelliğimi
daha çürükleri geçmemişken
bir darbenin kalp kapakçıklarımda...
geldin..
Herşeyim yada hiç birşeyim
ne iyi ettin de geldin...

deniz hiç o kadar güzel gözükmemişti
boğazın suları sana gelişimin heyecanını yaşıyordu sanki..
ve bir başka kıtaya yolculuk ederken anladım
aitliği..
nisandı..
akşamüstü...
yüzüme hiç o kadar güzel yağmur yağmamıştı...

hiç yaşamadığım birşeyi özlemek gibiydi
sarılmak.
o an zamana hükmettim..
istasyonlar geçtim...duraklar tükettim..
aşklar tükettim yoluna
bilerek!
isteyerek!
zamanın içinden biz adına bir an seçtim sonra...
beynimde ölü görüntüler..
düştüm..tuttun elimden..

herşey yada hiçbirşey
ne farkeder!
geldin diyorum
geldin ya...
Hoşgeldin..

El-Fatiha

müsvedde kağıtlara öldürülmüş erkekler yazdım .
yazdığım mektupların üzerine ağladım .
salya sümük , yağmur çamur
sırılsıklam aşk mektupları yazdım sabahın ilk ışıklarında.

son yazım onu ağlatmıştı.
yada -mış gibi yaptı..
üzüldü sandım ..

duydun mu çocuk .
üzüldün sandım .
sen bu kadar yalana nereden bulaştın ?
kanadım , ağladım ..
aydınlıklarından midem bulanır oldu.
kustum ..
seni içimden , seni kalbimden
ve bu gece de
seni parmaklarımdan kusarak attım .

günlerimi gecelerimi yaktım .
Ucu yakılmamış bir sigara gibi gururlu bakışın
söndürülmüş izmarite benzememden ise
yanıldın çocuk.
Gözlerim senin için ağladığımdan pis.
kirliyim sana üzüldüğümden çocuk.
Aşk pazarına nur yağdı eskilere rağbet etmenden senin ..
ben o kanepede..o yatakda..
gözlerimden incileri bırakırken son gece..
o gece senden bir koku hüzmesiyle uyurken .
sen özlediğin eski kokuları
eski sandıkları açtın ...

Bu gece çok sevdiğim küçük bi çocuk öldü.
Çok kötü öldü.
ben üzüldüm .
üzüldüğüme üzüldüm ..
kendimi suçladığıma..
çocukluğuma , ilk gençliğime , kadınlığıma üzüldüm ..
kulaklarım duyduklarına üzüldü...

Şimdi içimde senden doğmayı bekleyen çocukları da öldürdüm .
Şehrimi şehrine bağlayan iki köprü yıkıldı o anda.
Gün bu gündür , duvarlarım da yıkıldı artık .
Hoşçakal , ama bende kalma artık .
Kustum seni şehrimin en pis foseptiğine.
Senden bana bir tek Unut kadı.
Gittim çocuk , hem de güle güle gittim .
Şimdi senden kalan herşeyin.
Ruhuna Fatiha vaktidir.