Fotoğraf: Umay Umay

17 Mayıs 2011 Salı

bir okyanus'tan bir iç deniz'e.

Bir okyanus'tan bir iç deniz'e
....
Parmak ucumla,yatağa dağılmış külleri toplarken düşündüm.Bir gülüşün gözlere dökülüşü nasıl anlatılabilirdi?Benim için en acı gülüş,dünyanın gözlerime dökülüşü..Yüreğime değmeden yüreği eriten masumiyet,şimdi her gece eziyet demekti ciğerlerime.
Bir kokuya , tek seferde alışmaktı sana karışmak.Abimin yüzüne bir kere daha mahcubiyetle bakmaktı,o nefret edilen şehirdeki çocuğu haklı çıkarmaktı."Daha bunlar iyi günlerim" sözünü bir ayet gibi kaderine işlemekti .
..
Fısıldadım geceye , uykusuzca.Beni sevdiğin için ,kokunu bırakmış olamazsın.Bunu bilerek yapmış olma ihtimalini bilmiyorum ama,isteyerek yapmadığını hissedecek kadar çok kanıyorum.Şekersiz ve sütsüz kahvemden kalan son yuduma sigaramı atıyorum.Sana yalan söyledim genç adam,sigarayı bırakmadım.
Kendi cümlelerimi , kendime tekrarlıyorum.Yüzümde memnuniyetsiz bir lanet var,senin yüzünden , artık ikinci bir şeyi sevemiyorum.
"Daha erken değil mi , erken...ama istiy...hayır..zaman..erkendi..."
Hayır! Hayır,ben konuşmuyorum.Bacaklarım titriyor.Şimdi şereflisin,çünkü sevmediğin birine sarılmıyorsun.Şerefsizlik yapmıyorsun,sevmiyorsun çünkü ya,sarılırsan kırılır.Sevmediğin bir sevişmenin onursuzluğunu dudaklarına yapıştırıp,bir daha hayalini kuramayacağım iki kişilik uykulara gömüyorsun beni.Ya da bunların hepsi mi KADERDİ?
...
Ben sebepli suçluyordum yüreğimi; seni içime kim ittirdi ? Yalınayak,kanatarak gezinirken gözbebeklerimde,yüreğimi aşındırarak kaçan senin hangi karakterindi? Cümlelerimle yüceltiyorum seni,acımasızlığımın tümü kendime.Bir sigara içimlik zamanda , seni gamsızlaştıran , beni yorgunlaştıran da yine benim cümlelerim değil mi ! Kelimeler keskin...
Ağlamıyorum,hem aşk kaç harften yapılıyor biliyorum.Hayallerimde yolculuk ediyorum,her yere götürüyorum seni,her yerdesin benimle...Benim hayallerimi,emir kipinde sürüklüyorsun kendine. Canının acısıyla alev alev yanıyordun ve söndürebilecek bir tek benim gözyaşlarım vardı, hepsi buydu sanırım.
...
Ben küçücük bir çocuktum,kumbaram biriktirdiğim sen'lerden sancılanıyordu...Yazmak için acı çekmekti sendeki adı,ben kusabilmek için bir İÇ yaptım kağıtlardan kendime.Senin  asaletin , benim sefaletim oldu . Ayıplayabilirsin şimdi beni.Bahar aylarında papatya taçları yerine,kitap arasında sakladığım o küçücük çiçekle dalga geçebilirsin de.
Ben kırılmış parçalar gibi sakladım seni,sen gülüşünle bir gülü soldurdun .
...
Omzuma yerleştirdiğim kokunla, asil yalanlarını okyaşıp uyudum yalnız başıma yatağımda.Yalanın beni piç etti, gülüyordun sen oysa.Utanmadın! Gitmedin! Kalmadın da...
Ben ağlamadım.
Ne ben çocuktum, ne sen delikanlı , ikimiz de suçluyduk, ben de değildim haklı...
Ben ağlamadım.
Sigarayı bırakmadım.
Yatağa oturdum , 20 satırlık bir  "ne acı,yazık" hikayeye sarıldım.
Kaderin yanağımda dans edişini izledim,durdurdum,geri sardım.Sana anlatmak zorundaydım.Ben okyanusumu kucağıma alamadım.Uzak bir şehirde,bir çocuktan bir baba yaratamadım.Ve şimdi bir genç,bir adam,bir yalan,iki yazıkla bu şehri terkedişimi düşlüyorum ...
Ve sigara içiyorum.Asla anlamayacağın bir dille,yalanının tadına bakıyorum.
Şimdi yalnızlık yok evde, ama;
Ağlıyorum.
Oturmuşum yatağıma,
Kendim için ağlıyorum.

GÜLSEREN AYDIN'A

16 Mayıs 2011 Pazartesi

FUNERAL

İçimde barındırdıklarımdan nefes alamazken içime aldıklarımdan bu kadar habersiz kalışıma şaşırdım ilk kez. Yatağımdaki üç beş damla silemediğim kana kayarken gözlerim trilyon kez kırmızı mürekkeple yazılmış mektupları çöpe attı yakın arkadaşlarım.
Yakın arkadaşlarım…
Yatağımda bile yakın arkadaşlarım.
Dudağınıza eminim gelecektir başkalarında bıraktığım tadım. Yakın demiştim değil mi? Durmayın evet, gözünüzü kırpmadan yakın, arkadaşlarım. Bugün günlerden hiç değil benim de adım var. Çişimi yapmaya gittiğimde bir de hamamböceği öldürdüm. Klozete atıp şifonu çektim. Hayırsız bir Cuma günü çilek reçelime pulbiber dökmek için çalacak mısınız kapımı, hep gülen suratımı görünce somurtan güzel yüzlü adamlarım?
Hayatında sadece dört erkek tanımış bir kadın olmaya özendim bugün. Tırnaklarımı silsem, gözlerimi boyamasam, dudaklarım da kanamasa olabilirdim, kim olabilirdi? Bu benim tasarımım mıydı? Ben artık kocaman bir kadın mıydım? Kendimi dörtle çarptım. Matematiğim iyi olsa, yine kadın olurdum. Sadece zengin bir kadın… Dünya kadar fahişe bir sabaha yüzyıllardır ağlayamayan gözlerimi açarken gecesi hep bir dal otla kapanan akşamlar yaşanıyor hâlâ. Gülümsemeler gülümsemeler. Hatta dozu kaçan kahkahalar. ‘’Ağlayacaksın, bunlar daha iyi günlerin’’ diye bakan yeşili toprağa gömen gözlerinin rengini dahi bilmediğim insanların parmaklarının arasına saklıyorum ağlatılmaya fazlaca müsait gözbebeklerimi.
Beni artık ne ağlatabilirdi? Tanımadığım bir şehirde esmer bir çocuk mu, seviştiklerime kendini düzdüren şiirimin kadınları mı? Saçlarım çok kısa, gitti herkes. Saçlarıma ağladım. Üç kere öptüm iltihaplı dudaklardan. Sabah 7de gitti. İki yüz-lü yirmi yaşlı hikayemin yarısını karaladım. Ve bir daha altıda hiç çalmadı telefonum. Ait olmadığım bir yerde kaderimin aynası esmer bir kadına ağladı sonra gözlerim. Bira çok köpürdü, biz çok seviştik. Herkes hâlâ yaşıyordu. Ve bizim tek isteğimiz de buydu. Yaşamak.Dudağına kırmızıyı yakıştıran ve orospu bile olamamış bir kırmızıyla aldatılan iki kadının tersten yakılmış sigaraya benzeyen hikayesi sadece bu. Elbisemizin vücudumuza, ruhumuza en uzak yerindeydi fermuar. Sırtımızda. Güldüler bize. Sever gibi, aşık olur gibi, gider gibi, kalır gibi, dalga geçer gibi, dalga sarar gibi.. Artarda içilen sigaralarımızı sorgulayan gözler, izmarit çiğnemeye alışmış kamera bile girmiş midelerimizin neler yediğini tahmin edemezler. Ne yalanlar içtiğimizi düşlerinde bile göremezler. Midem bulanıyor diyorum, doktor tersini söylüyor. Duygu durum bozukluğuymuş diyorlar. Bozulmayan neyim kaldı diyorum. Babam yüzüme bakmıyor. Hâlâ mutlu tek kelime yazamıyorum. Gülseren de yazamıyor. Renkli gözlerden midemiz bulanıyor, akabinde sevişirken şefkat yutuyoruz kimimiz. Düzinelerce orgazmın ardında hâlâ titreyen bacaklarımız var. Eeh yeter, içimizi s.ktiler diyorum, kimse mi anlamıyor?! Hâlâ ağzımda birlikte aldığımız nefes. Rakı bile içemiyorum, mavi masalı bir meyhanede. ‘’Dün gece’’ diye bağırıp sonunu getiremediğim cümleyi unutmuş olman üzüyor en çok beni. Seni istiklal caddesi kadar bile sevmiyorum artık. Beni en son öpüşünle, onu tekrar görüşün arasında.. Artık unutmak istiyorum. ‘Unutmak büyümektir’ diye fısıldadım kulağına el ele uyurken. İki yakası bir araya gelmeyen o şehrin bir yakası uyku düzenimi de bozdu, diğer yakası da ne gariptir ki uykusuzluğuma ortak oldu. ‘’Hey genç adam sanırım artık yüz yüze bakmamalıyız yoksa içim daha çok parçalanacak’’ diye arkasından bağırmak istediğim bu akşam, doğmamış okyanusumun bir kez daha ölebileceğini hatırladım. Bu yüzden ağız dolusu sustum. Şefkatten dibine kadar yoksun orgazmların hiçbir tarihte adam olamayacak oğlan çocuklarını iğrendiğim tüm iyelik ekleriyle, emir kipleriyle içime çekerken, yine içimden fısıldadım ‘’sevdiğim kadar sevilebileydim’’ diye. Sadece içim yine içim hıçkırdı hıçkırdı, kekeme bir kumarbaz edasıyla.
Biz hiç susmadık aslında. Benim gözlerim söyledi sana. Sonra hiçbir zaman bulamayacağım o evde uyuyuşumuz geldi. Kustum, tükürdüm. Öptüm. İnanmak neydi unuttum sonra. Benim tek yüzüğüm babamın yaş günü hediyesi olacaktı. Kabullendim. Yaş günü. Kötü çocukların günü, gözümün bana lanet ettiği gün yaş günü. Neye üzüldüğümü bile bilmiyorum. Adımı hatırlamıyorsun. Seni utandırmak istemiyorum ama kasığımdan yediğin iki tokatla kendine gelemeyeceksin biliyorum. İç kanamalı bir şizofren oluşumu önemsemeden gireceksin yine içime. Belki adı değişecek bu şeyin ama uykusuzluğumu kim unutturabilir ki bana? Hadi yaramın tadına bak dilinle. Ben sadece omzumdan gelen kokuyu unutmak istedim. Boş ver, şarkı söyle. Anlatacak bir şeyim olsun benim de.
Babamdan utanmadan babamın hediye ettiği bir kalemle yazmadım, kazıdım bakire mahcubiyetinden bilmem kaç mil uzaklığındaki yazılarımı. Bir ömür biçtiler, bir gurbet verdiler. Yabancı gözlerin çekirdek çitleyen bakışlarla izlediği göz altı morluklarım ne van Gogh eseriydi ne de başka bir şey. Ben sadece yaşamıştım hem de onların ‘ibne’ dediği bir şehirde. Evet yaşamıştım onların bugün çizilmiş kaderini, daha doğmadan kürtaj masasında  annemin rakıya aşık yüreğinin masmavi rengiyle. Utanmadım bu gece ışığı açtım. Yaralarımı görür müsün, görmezden gelip geleceği tanrının kalemiyle o an yazar mısın, bilemem. Elmalı turtayı severken çiğneyip çiğneyip yutmadan tükürür müsün, soramam. Ta arka masadan gülüşlerinin en çocuk yanına sarılırım, lanetler okumamaya gayret ederek.. 

Gülseren Aydın- Duygu Karacan
http://gulserenaydin.blogspot.com

28 Nisan 2011 Perşembe

Yarım mı kaldık dersin Yeşil?

Burası yarım kalmışlıklarla dolu.Aç gözlü biri sanki herşeyin ucundan ısırmış.
Burada herşey yarım.Tamamlanmış,sonu olması gerektiği gibi yazılmış ve bitmiş bir hikayesi olan kimseyle tanışmadım henüz.Herşey bitmiş ama,yarım .
Benim de tamamlayabildiğim bir hikayem olmadı hiç,ama inatla yazmaya devam ettim.Kalemi nefesimle ısıtıp devam ettim yazmaya.Bir kaç kelime daha kurtarabilme ümidiyle.Ama yine yarım kaldı her şey.Hiç sonu geldiği için,bitmedi duygularım.Bitmesi gerektiği yerde ya aç gözlüydü kalbim,ya inatçı.Belki de bu yüzden çok makyaj yapıyorum , kızmasına rağmen.Göz çukurlarımda yarım’larım uyuyor.Yarım yamalak büyüttüm hep içimde,yarım bir aşk,yarım bir hayat,yarım bir adam ve onun yalanlı hikayesi.
Kalemi elime alma sebebim de bu ısırılmışlık,bu emilmişlik oldu.20 yılımı yarıya bölen de buydu,ömrümün en eksik yeriydi belki de.Bazen hepimiz cesur olmak zorundayızdır.Çünkü değişmiyor cevaplar,duymak istediklerimizi söylemiyorlar bize,o korktuğumuz bakışlar tadımıza bakıyor.Ve en önemlisi korkular ısırıyor her yanımızı.Beni cesur olmaya zorlayan,korkaklardı aslında.Hiç bir hikaye yarım kalmamalı,hepsine en azından bir son yazılmalıydı.Sonlar zaten kötüdür demişti diğer yarım.Ama yine de bir son yazılmalı,en azından neye üzüldüğünü bilmeli insan .Diğer yarım diyorum hala,bak yine yarım …Eğer aynı yerden kırılmamışsa,yarımlar bir bütün etmez.Aynı yerden mi kırılmıştık biz ? Bilmiyorum.İkimizi toplasak bir hayat eder miyiz?
Hep aynı terane,bıkmıyor insanlar klişeleşmiş cümlelerden.”Kendine değer ver,kırılma,güçlü ol,kimse senden değerli değil”.Hadi oradan ! Bunları derken yorganın altından gelen hıçkırık sesini duyabiliyorum.Hepimiz gibi.Bir kere de sen alsaydın keşke kalemi eline,yarım kalmış hikayeye noktayı sen koysaydın diyorum.Hep birşeyler diyorum ve bu senin pek de umrunda değil.Bir sonu olsundu..Olmalıydı.En azından bir ucumu bağlasaydın.
Yarım kalan bir hikayeden bahsetmiştim di mi? Ha evet evet konu yine sana gelmiş.
Yarım kalan her hikaye,gözlerinden bir bakışı çalar.
Bir yorgunluk koyar yerine,bir sızı ekler.
Her şey tamamlanabilmeli,yarımlar da tamamlanmalı,anlıyorsun ya Yeşil?
Buz gibi duran bir ben vardı nice zamandır.
Ve şimdi ayaklarının altından sızan,benim sularım.
Yazdım işte sonunu.
Eridim.
.
.
.
Nokta.

Gözlerimle suluyorum seni,gözümde büyüyorsun

Belki biliyorum.Ama en çok da öyle olsun istiyorum.
…
Yine oturacağız karşılıklı.Sen o kırmızı koltukta,bana yalvaracaksın bir filmi izlememem için.Sonlardan konuşalım.Ya da vazgeçtim konuşmayalım,ben inanırım.Hem sonra,mutlu son yoktur demiştin.Gerçekten yokmuş.Sonra benim gitme zamanım gelecek.Biliyorum.Öyle olsun istemiyorum.Gitmem gerekirken , bir kaç dakika kayıp zaman işareti verecek bana şarkılar.Gözündeki damla bana göz kırpacak.”Son Bakış ne demek?”Cevaplayamam bunu.Ama bu son olmayacak , ağzımdaki şarabın üstüne yemin ederim.Ben haksızım,bağışla.Yine sen doğruyu söylemiş olacaksın.”Bir kere daha sevişirsek ,öleceğiz.” Hayır hayır,öyle değil.Sadece ben ve üç papatya,gidişine dokunacağız.Sabah yedide gideceksin sanıyordum.Sabah…Ama akşam dönerdin değil mi?Sigara kokan yastıktaki saç telim kesti mi elini?Ama dönersin akşam.Ben de çok dönüyorum,bir sağa dönüyorum bir sola.Ama uyku tutmuyor.Uyuyabiliyorsun değil mi?Sen gidemezsin biliyorum.Seni en çok korkularından öptüm ben.Hayır,dilin sürçtü sanırım,Duygu benim adım.Bir iken iki olmasından korkup acıların , iki kez acıtıyorsun beni,yapma.Ben pencere pervazından sarkıyorum hep,halâ belden yukarım buz gibi .Evimizin herşeyi’nden kalan bir lastik,saçlarımı topluyorum.Saçlarımı koparıyor ama çıkarmıyorum.Biliyorum avucunun içindeki bir yara gibi rahatsızsın varlığımdan.Ya varlığıma alışacaksın,ya da geleceksin.Ama gelirsin .Di mi ? Geleceksin , biliyorum.Altı‘da geleceksin.
Sen gelmesen de sesini getirir çikolatalı bir rüzgâr.
Kapat pencereyi,düşüyorum.
Papatyaları da suya koy.
İki yaradan birini kanat.
Ve hala mutlu bir yazı yazamadığım için beni affet.

23 Mart 2011 Çarşamba

Düş aldım,temizim

Yastığının göğsüne yatıp ,uyumayı denedim.Benim parfümümle senin saçlarının kokusunun tam göbeğinde uyumaya çalıştım.Günler boyu odanda.Duvarlarda başka izler,herşey sarı…Bile bile lades bu,cinayet süsü bu,kenar süsü.Olmasam önemli değil,olsam safi ziyan.
Ben odanın parkelerini aşındırıyorum.
Cem hiç susmuyor,aynı cümleleri yapıştırıyorum yüzsüz yüreğime,aynı kelimelere tokatlatıyorum susmayan içseslerimi.
“Bana ne yaptın,bunu niye yaptın çocuk?”
Ben susuyorum,çünkü konuşursam gitme ihtimalin var.Sustukça kanatıyorsun,bu acı,bu beter.Özünle değil sözünle yıpratıyorsun gecelerimi.Özün sözün bir olsaydı “biz”e inanabilirdim.Yönümü sana dönüp açardım ellerimi.Bir şansım,bir umudum olabilirdi.Özün acı , sözün zehir.Odanın ortasında yıldırım gibi parlıyor gözyaşlarım.Sen bilmiyorsun.Kitaplarının içine renkli kalemlerle sıkıştırdığın notlar biliyor en iyi beni.Kurumuş bir acı biriktiriyorum kitaplarının arasında,Nietzsche ağlıyor.
Ama ben ağlamıyorum,ağlamamalıyım.Sen şimdi bir günahın şeytanıyken , ben yatağının göğsüne yatmalıyım.Sen akrebin günahısın,ben terazide sıfır çekiyorum.Ama sen de biliyorsun,en son kendini sokacaksın.En son seni yoracak aşklaşmaların.Ben ev yapımı zaferlerimle,kalbine çaput bağlarken; sen derine fazladan eklediğin bir otuzlu yaş çizgisiyle ezberlerimi bozacaksın.Düştüğünde uzağında olacağım ; ” Ağlattığınız kadına şu anda ulaşılamıyor,lütfen daha sonra tekrar ağlatmayınız” diyen bir ses kadar uzağında.
Nihlist başladığım hikayemde, dogmaları tartışılmaz tek Tanrı olduğun günü yara almadan atlattım dersem,ibadete hıyanet etmiş olurum.Umrum hiç bir zaman umrunu ilgilendirmese de inandım sana,sorgusuzca.
Kendimi kanattım ; bileklerimde pembe bir jilet yolculuğu.
Çocukluğumun cevapsız sorusunu yanıtladım senin bedeninde.Hiç’lerimin cevabı Piç’ti senin ana dilinde.Sen bilmem sanırsın belki,lakin farkediliyor umarsız gülüşlerinin arkasındaki acın.Senin de kanamış bir kalbin var,leş gibi kokuyor ! Leş kokuyor,öldürdüklerin kokuyor.Ben kalbindeki nasırları kasıklarından tanıdım hep.Dilimle yumuşattım onları,dilinle hiç muhattap olmadık hem de. Gözyaşlarımı görmedin,daha ilgi çekici ıslaklıklarım vardı o sıra,daha hızlı,daha arzulu,daha yaşanmaya değer.Ve elbette çabuk unutulan ıslaklıklar.Kuruyunca daha beter anlıyor musun,ağladıkça daha rezil.Biliyorum,bilmezlikten geliyorum.Biliyorum sen de gidenlere üzülürsün geçmiş zamanların hiçbirinde,sen de seversin elini değdirdiğin kalpleri,sen de bir gün özlersin.Ben seni kendime sordum,kendimde buldum.Seni kendimde bildim,yanına sokuldum.Ben senin gözlerinde gördüm kendimi,yaptım makyajımı,en çok dudaklarıma sürdüm seni.Kanayınca daha kötü çünkü…
Kendimi kanattım,o halde seni alkışlamalı bütün yürekler.Senin başkasını düşlediğin,düşlenerek hüzünlendiğin şarkıları senden dinleyerek sana bahşettim acılarımı,sana adadım.Sen ne kadar kanadın blmiyorum ama senden daha çok kanatanım olmadı benim.Ama yine de sen uyurken , ben örterim senin üzerini.Üşürsen bacakların hareketlenir,üşürsen gidersin.Ben çok kirlendim , şimdi düş almalıyım,sonra kurutmalıyım gözlerimi.Kirpiklerimi şekillendirmeliyim.
Kanımda sıfır pozitif yokluğun var,yanımda yoksan ne var?Evin , odan ve bir de benim üzgün yüzüm.Aynana yansıyan binlerce kadından daha üzgünüm.Benim maskelerimi saklayamazsın,rafa kaldıramazsın.Benim yüzüme yapışmış gülücüğümü yırtamazsın sen.
Evin var,anahtarları cebimde.Bu sabah korkarak açacağımı bilerek ( korkularım başıma gelince çok başım ağrır) cebime koydum onları.Anahtarın halkasını yüzük parmağıma taktım.Biz bir tek böyle evlenebileceğiz , ben hep buna inandım.Anahtarlar cebime,korkular beynime çok yakıştı.Bir tek ben yakışmadım sana.Yakışanım da olmadı daha fazla bana.
Şimdi sen geldin ya gözbebeklerime misafir,bir hayaleti küllendirdik birlikte.Şimdi garanti bir çocuğun kabusu olacağım,bir kadının ezeli düşmanı,yitik bir kız bedduası,bir aşkın son sözü.Sana son sorum,son sözüm.İki vesaitlik bu aşkın hangi durağında inecektin de unuttun ? Bu kadar geçimsiz oldun,aşkı durdurdun.Sen aşkı hangi cümlenin içinde özne olarak işaretlemeyi unuttun?Sen akrepsin diyorum sana,övündüğün iğnen en son seni vuracak.Sen kalbini saklamaya çalışırken batıracaksın iğneni.Benim söküklerimi dikemeyen iğnen,seni öldürebilecek mi? Ölmeyeceksin biliyorum,sen başarılı bir intihar senaryosunun, acemi seri katilisin sadece.
En çok soyadını seviyorum.Onu gerçekten sevdim ama sanırım ben taşımazsam soyunu tüketebilecek kadar çok komplo hazırlar bana bilinçaltım.Evet soyadını sevdim ama,en çok huzurun olmayı istiyorum.En çok huzurlu uykuların olsun istiyorum.Rüyalarında uyanmak,sabah ilk gülümsemen olmak istiyorum.”Allah allah deli mi bu kız yahu” diye gülümseyerek işe giderken,bütün bıraktığın sıcaklık üstüme sinmeli.O zaman mutlu olabilirim,sen olmasan da.
Evet biliyorum hiçbir dilde Havva’n olamayacağım,hiçbir zaman.Yine de yanında yerimi almayı isterdim.Hatta yanın olmayı isterdim,herşeyimi takas etmeye hazırım bir bakışına.Bana ait olan bir göz kırpma anına verirdim tüm kumbara sancılarını.Bir tek seni kendimde değiştiremedim işte.Ama hala inatla,rüyalarına saklanmayı,gülümsetenin olmayı isterim.En çok bunu isterim.Yüzünde fazladan dokunulmuş çizgiyi silmek isterim.
Ama odan başka kokarken,tenin beni tanımazken, sadece rüya diyebileceğim bu mektubu ağzımın dolusunca tükürmenin ifadesi yok .
“Aşkın kızı,hiçbir gurura mahal bırakmadan,akrebin seni sokmasını kabul ediyor musun?”
-Evet.
O zaman yalnızlığınızın bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri iki korkak ilan ediyorum.Dilerim bir gün uyanırsınız.
Alkışlar…
( Kışın çok çabuk sabah oluyor,eğer olmasaydı daha fazla yazardım.Rüyalarım kısa sürmezdi.)

28 Şubat 2011 Pazartesi

Kükürt z-ioksitli SHOT

Mor kadın bir aşk cinayeti hakkında kendi kendine konuşurken : " Kalp hala sıcak. Beyinde bi kaç fil tepinmiş. Midede yedi adet kelebek can çekişiyor. Fazla uzağa gitmiş olamaz(sın) " **

Hikayeler onun adıyla başlar,biterdi sıklıkla.
Ama malesef artık herşey senin adınla başlayıp benim kanımla bitiyor.
Ben ÖZ olan herşeyin içinde ÜVEY kalıyorum.Üstüne yığılıyorum.

Bir dirhem etim yok,bin ayıbımla geliyorum sana.Hep geçmesini istiyorum , ama ne zaman "geçti" desem daha cok sızlıyor yaram.

"Bir aşk bir çok aşktan yapılıyor" diyor Murathan.Senden çok aşk var mıdır ? Daha acısını biliyorum evet,daha aşkını bilmiyorum;hayır.

Yarana tütün basınca geçermiş dediler , 3 sene daha çok sigara içtim bu yalan yüzünden.Yarana göz bas geçer deselermiş keşke.Seninle gözgöze geldiğimiz gün işe yaradı sanırım tütünler.Ama duruyor göğüs kafesimin içinde yaram ; pis kokuyor , irinleri bana gülümsüyor."Bir daha kesersen hiç iyileşmem" diyor,sana olan aşkım daha bir hiddetleniyor o zaman .

Korkularımı bile bile bırakıyorum kendimi.Sendeki yaşam alanımı dilimle ıslatıyorum.Hayır bu karnımın içindekiler kelebek olamaz.Bu konuda tek hayvan benim sanırım.
"Aşk şarkılarda kalsın senin için , hayvanlı porno benim için."

Kokunu burnumdan çekmeye takatim kalmadan ciğerlerime doluyor.Sahipleşiyorsun.Aitleşiyorum.Bunu ikinci kez hissediyorum.Omzumdan geliyor o kükürtlü kibrit kokusu,yine yanıyorum ,yanıyorum diyorum ; kokusu içimde geliyor,omzumdan sızıyor kokusu.Ben bunu bir kere daha görmüştüm sanki.Çok su verirsen ölmem yani ben.Ağzımda çocuklar var , çocuklar ,çocukluklar,çocuk.
Siktir git diyorum Cem'e."Bana ne yaptın çocuk?" muş. Çocuğu da sikeyim seni de sikeyim Cem.Sus artık.Görmüyor musun işte , bataklığına düştüm.Daha ne soruyorsun.Evet bugün günlerden piç , benim adım hiç.
Bir kere bir çiçek büyütmek istemiştim.Annem ; gözün gibi bakarsan büyür ancak, dedi.Gözlerimle baktım,çürüdü.Çok su bir tek çiçeklere yaramıyor yani.Ve şimdi sanki çok ihtiyacım varmış gibi tuza,seni yaşartıyorum gözlerimde.

Dilime ağır geliyor artık bu kesikler.Camın önündeki yazdan kalan son kuşları izmaritle besledim.Onlar da gittiler.Aşkın ayak izleri , ayakkabılar değişince değişmiyor.Bastığı yerde hep o aynı izi bırakıyor.İp cambazı olsaydım eğer,ipi sen keserdin.Biliyorum.İzlerini ezberledim çünkü senin.İbadet etmeyi gözlerine bakarken öğrendim ben.Aforozumun sebebisin , bilirsin.

Dizlerim mosmor.Temizliğini kirlettim sabaha karşı.Vücudumda izin var,kokun var,adın var.Diyorum bir uzansam göğsüne,boynunla buluşsam.Anlayacağına inandırsam kendimi.Susmayacak kadar çok ağlayacaklarım var sana.Dinle beni nolur,ağlayacaklarım var diyorum .

Anlamayacaksın zaten , sol göğsümden gülümseyecek sana bir öykünün 3harfi.Adını iyi ezberledim,tadını biliyorum artık.Bir tek kendi adımı bilmiyorum ah yazık,yazık.

Umrumda bile değildin çirkin ördeğim,ben sen yokken de dişiliğime küfrettim.Sigara içtim ve kibritimi kaybettim , kükürtsüzdür.Bataklığının kralı çirkin ördeğim,ben senin failimeçhul ilk cinayetinim.Sen ise benim herkese intihar diye yutturduğum katilimsin.

Gözyaşlarım rakının bile rengini değiştirdi,her damlada daha beyaz.Her ağladığımda biraz daha kararıyor bu yol gözümde. Şimdi yine ağlıyorum.20. yaşımı kadehe senin için damlatıyorum,yanında da Müslüm Baba dinliyorum.

Aptalın tekiyim biliyorum.Sanki o yolundan dönecek,sanki beni görecek,sanki hep yaz olacak,sanki hiç sabah olmayacak,sanki akrep yine ırzına geçmeyecek yelkovanın,yelkovan arzudan deliye dönmeyecek sanki,SANKİ SEN BENİ ÖPECEKSİN - mişçesne Tanrı'yı güldürüyorum işte bu sabah ezanında da.

Sonra sevişiyoruz,sonra içimdesin,sonra bitiyor hepsi.
Sonrasında sen sağ , ben kıyamet.
Ve ben sen uyurken hep ağlıyorum aslında,sebebini en iyi bilerek.
Uyuduğunu anlayınca fısıldığıyorum kulağına:
"TANIŞTIĞIMIZA MEMNUN ÖLDÜM ÇİRKİN ÖRDEK."

17 Şubat 2011 Perşembe

Akrep

Güzel dediğim tüm kızların sevgilisiydin sen.
Fotoğraflarına her baktığımda dişiliğime küfrettirecek kadar güzel kızların.
Kompleksli de değilimdir aslında,sadece sen fazla iyilerleydin.

Ben bir gün biriyle tanıştım.Ve ardından seninle.Tanışmamız için dünya güzeli olmama gerek yoktu en azından.Ve sen zaten onca güzelliğin arasında , en fazla bir çirkin ördek yavrusu kadar sevimliydin bence.Ben de her zaman Cleves'ten gelebilecek en iyi kraliçe kadar güzeldim.En fazla bir nedime kadar gözde.Sonra diyorum,sonra tanıştım seninle.Bir akrebin yapabildiği en acıtan şey,seninle tanışmaktı.Karnımda ilişkiye giren kelebekler vardı.Hey,sanma ki sevgi olsun bunun sebebi.Zaten senden hoşlanamazdım.Yapmamalıydım bunu kendime yani,derken...Ücra bir semtte , duvarlarından su akan bir ev kiralamak ister gibi istedim seni.Aziz Valentine'in beni dışarıya boşaldığı o günde.Sevgili niyetine kiralamak isterken soktun ilk defa beni,boşalttın zehrini.Şimdi kim kimi satın alıyordu ?Derken yollarda buldum kendimi,odanda buldum.Su içmeyi sevmeyen asi bünyelerimiz vasıtasıyla tüketilen biralar,sonu gelmez muhabbetler,içimde bir sıkıntılı his ve arkadaşlar.Derken sen uykundasın.Ve ben yanında yerimi almışım.Yanyanayız yani.Gözümü hiç kırpmadan izledim seni,yine aşkın silahıyla öldürmekten korkarak kendimi.Ama bu sefer ruletti.RUS RULETİ. Bir tek hareketin , bir hareket diyorum yani Akrep,yine soktun beni.Sabaha kadar akrep yelkovanıyla sevişti,Akrep'im uyudu . Saçlarım kırık ve bu senin hiç umrunda değil.Çünkü güzel değilim.Ben kimseyi üzemem.Üzülebilseydin umrunda olurdum belki.Yani benim yeni telaşlarım,kavak yellerim falan senin hiç umrunda değil.Çünkü ilgini çekebilecek tek şey belki hislerim.Onlar da senin ilgi alanın değil.
offf.
Sabah odayı doldursun diye bekledim,yerin altındaki ışıksız odanda , yüzünü seçebilmeyi istedim.Zehrini boşaltmadığın zamanlarda nasıl görünüyordun bilmek istedim.Bilmeliydim çünkü seviyor taklidi yaparsam giderdin belki.Kimse olmasın , kimse diyorum ! Çünkü sen sadece rüyalarımda uyuyorsun ve sen uyanırsan masalım biter.Bir kere olsun ciddiye alınan bir masalım olsun istedim , aynı o güzel kızların masalları gibi.Ellerin belimdeyken bir sonbahar yaprağı gibi titredi bedenim kollarında,yüzünün iklimine su verdi dudaklarım.Ama nefes almadık birlikte ve işte bunu söylerken bir kere daha soktu Akrep'im beni. Odanın griliğine dua ettim , yanaklarımı görsen garip bulurdun belki beni.Sen keşfederken el yordamıyla beni ( kısacası ben o sırada sarhoştum nefesindeki alkol sebepli) , parmakların kulağım birşeyler fısıldadı.İşin aslı ; hani ben senin olmayacağım ya hiç , işte sen onu anlatırken bana ,hikayem son nefesini verdi. Akrep'in zehri her yerime yayılırken . En son çenemle dudağımın arasındaki en şanslı yerden kanattın , öptün beni...Gittin.

Ve şimdi benim ilk hikayemin yazarının adı sen isen , ben tek bir hikayenin bana indirildiğine inanırım.Benim bu küçük hikayemi , ben yazarken sen siliyorsan ; sayfalarca aşk indirilen tek dişi peygamberin ben olduğuma inanırım.Şimdi ben seni tanıdıysam,hep zehire susarım. Küçük zevkler zamanla nasıl dönüşüyorsa bağımlılığa,ben her gördüğüm yerde sana Akrep'in zehrini sorarım.Bu kadar masum ve tehlikeli bir hikayeyi ölçüp tartınca,terazi dengelemiyor seni.
Ve benim yüreğimden başka hiçbirşeyimin sevgilisi olamayacaksın , tek güzelliğim bu belki.
Çünkü, güzel dediğim tüm kızların sevgilisiydin sen.
Fotoğraflarına her baktığımda dişiliğime küfrettirecek kadar güzel kızların.

Eğer beni de öpersen , bir prenses olabilirim belki.