29 Şubat 2012 Çarşamba
16 Aralık 2011 Cuma
Bazı
Bazı günler, diğer günlere nazaran çok daha iyi geçer. O günler, sabah uyandığında, sıcacık bir kahvenin başucunda olması gibidir. Gün olumlu geçer, gülümseyerek başlarsın ve için hep sıcak kalır. O günleri çok severim. Bir de yalnız kahvaltı etmemeyi.
Bazı günler vardır, bazı günleri unutturur.
Bazen.
TWMYLA
Bir gün, kahve içeceğiz. Ya da en azından ben kahve içeceğim.
Karşıma otur, yanıma değil.
O gün sana bir daha asla neden votka içmediğimi anlatacağım.
Her zamanki gibi acımasız ve suskun bakacaksın.
O konuşmadan sonra ben yine votka içemeyeceğim.
Ve sen ben bunları anlatmadan önce, muhtemelen düşmüş olacaksın: Aşk’a.
Ya da aşktan.
Tanrı'ya Not
Sevgili Tanrım,
Yarattığın insanoğlu mutlaka senden her gece yatmadan önce bir şeyler istiyor.Ev istiyor, araba istiyor, para istiyor, başarı istiyor,sevgili istiyor…Ama bazıları sadece sahip oldukları şeylerden kurtulmak istiyor. Kafasının içinde onu kemirenlerden, içinden bir türlü atamadıklarından kurtulmak. Sana “Tanrım lütfen al bu hissi içimden, beynimi kemiren bu şeyden kurtar beni, girmesin artık rüyalarıma, acı çektirme bana ” gibi cümleler kurarak, çok basit şeyler istiyorlar senden. Sen niye o esnada mesaiyi bırakmış oluyorsun Tanrım? Neden senin yüzünden bazı insanlar mutlu olamıyor acaba? Hayret bir şeysin yahu. Lütfen bak bitanem, canım Tanrım. Ben seni sevdim hep bak. Korkmadım belki senden hiç, ama var olduğunu biliyorum. Sevdim. Beni hasta etme lütfen. Normal insanlar gibi senden her gece aynı şeyi istiyorum, o rüyalar nedir öyle mk? Rüya müya görmek istemiyorum. Ben yine aynı şeyi talep ediyorum senden. Al şunu içimden! Yemin ederim misyonumu ateistleri Tanrı’ya inandırmaya adayacağım, sen yeter ki artık ya bu rüyaları bana bir işaret göndererek açıkla, ya da al görmeyeyim bir daha.
Sincerely yours,
Bir Kul.
11 Ekim 2011 Salı
"O gördüğüm adamı, sen sandım." yalanı bu, bilesin Mayiran.
Yalansız bir iç hesaplaşma gününün Z raporunu alıyorum. Dükkan kapanmıştır.
Ağzımın orta yerindeki mayalı arpa kokusundan tütsü yaptım ,
Az mistik , çok aşık.
Eylül ayında hiç aşık olmadım ben.
Mayiran bir aydı hep , karmakarışık .
Ben bir kuklaysam eğer, ilk sen kokla.
Bu akşam beni çok özlemediğin için bir şarap iç. Asıl en çok buna iç.
Ben hiç aşık olmadım Eylül ayında.
Bol bol üzüm yedim , seni düşündüm. Şarap günahsa, tarifi benim mahzenimdedir.
Çok değiştim ben . Şimdi söyleseler inanmazsın .
Çok gülüp, az sevişen ; kahve suyunca ciğerlerini kaynatan bir kadın oldum .
Günaydın.
Bugün de aklına gelmedim ve bir günü daha vebaladın . Bunun için dudak payı olmayan bir bardakta çay içmeli ve yanan dudağına kızmalısın.
Elbette seni aramayacağım. Özel numaranın nefes dinleten erotik gizemi olmayışım, egonun ensesini tokatlayabilir. Bize kızabilir, bu yüzden onu buzdolabına koymalıyız.
Deliyim ben. Kıskançlık krizlerinin ardındaki sevişmelerin orgazm sigarası gibiyim. Taburemi tekmelerken bile , vazgeçmediğim. Sardığım tütünlere açlığım dinmez benim. Sen kahveme izmarit söndürdün , dudak izlerini saklamak için. Seri katiller temiz çalışmalı , öyle değil mi ?
Kül düşmüş bir suyu içer gibi yudumla bu sabah beni. Günaydın. Duşun altında uyuyorsun , yine mi farketmedin beni ?
Kan sızıyor.Küvete, gidere , logara , denize.
Okyanus kanıyor . Ben de mi kansam ?
Hastalıklı bir ağzın , kendinden emin gülüşüsün sen ;
Zehirli bir yılanın , kâhin olma ihtimali.
Bana deli deme , yüzlere gülen sensin. Bana deli deme , düşürme gardını. Sana inanırlar , samimiyetle sana inananlar olacak. Güldürme beni , beni onlara güldürme .Çok zengin bir adamın , ölümcül kanseri gibi ihtimallerin içimde.
Dur dur! Aynayı kırmadan birşey söyle. Yoksa sevişiriz ve bakışlarıyla bir erkeği durduramayacak kadar amatör bir geyşa olduğumu öğrenirsin.
Dur nefes al ! Sondan başa da yazılabilir kitaplar , eğer acı çekmeyi biliyorsan. Okurken sondan oku hem daha lezzetli . Acıyı öğrenmek için mektubumla kes dilini.
Ben evin tozunu aldım , git ve sahnenin tozunu em şimdi. Kanı beyninde dolaştır. Üzerime sıçrat ve acıtmaktan korkma. Üzüm yerken seni düşündüm. Mayalı meyanlı koku ondan.
Ne dedin ? Beni buldun mu ?! Hay....at gitsin...!
Ve geçip karşıma otuz yılının mahsulünü topla şimdi. Ben hayata çok erkenim. Kaçırıldım. Hayat beni dağa kaldırdı ve defalarca tecavüz etti. Bana acıttığımı söyleme , gerçekten acımıyorum . Ben yaşıyorsam şayet ; otostop çekerken Azrail'in duracağı kadar yetenekli bir geyşa olmayışımdandır.
Sana şefaat edecek bir sevgi bırakıyorum ardımdan ;
Bak içime , ayıl, anla.
Ağzımın orta yerindeki mayalı arpa kokusundan tütsü yaptım ,
Az mistik , çok aşık.
Eylül ayında hiç aşık olmadım ben.
Mayiran bir aydı hep , karmakarışık .
Ben bir kuklaysam eğer, ilk sen kokla.
Bu akşam beni çok özlemediğin için bir şarap iç. Asıl en çok buna iç.
Ben hiç aşık olmadım Eylül ayında.
Bol bol üzüm yedim , seni düşündüm. Şarap günahsa, tarifi benim mahzenimdedir.
Çok değiştim ben . Şimdi söyleseler inanmazsın .
Çok gülüp, az sevişen ; kahve suyunca ciğerlerini kaynatan bir kadın oldum .
Günaydın.
Bugün de aklına gelmedim ve bir günü daha vebaladın . Bunun için dudak payı olmayan bir bardakta çay içmeli ve yanan dudağına kızmalısın.
Elbette seni aramayacağım. Özel numaranın nefes dinleten erotik gizemi olmayışım, egonun ensesini tokatlayabilir. Bize kızabilir, bu yüzden onu buzdolabına koymalıyız.
Deliyim ben. Kıskançlık krizlerinin ardındaki sevişmelerin orgazm sigarası gibiyim. Taburemi tekmelerken bile , vazgeçmediğim. Sardığım tütünlere açlığım dinmez benim. Sen kahveme izmarit söndürdün , dudak izlerini saklamak için. Seri katiller temiz çalışmalı , öyle değil mi ?
Kül düşmüş bir suyu içer gibi yudumla bu sabah beni. Günaydın. Duşun altında uyuyorsun , yine mi farketmedin beni ?
Kan sızıyor.Küvete, gidere , logara , denize.
Okyanus kanıyor . Ben de mi kansam ?
Hastalıklı bir ağzın , kendinden emin gülüşüsün sen ;
Zehirli bir yılanın , kâhin olma ihtimali.
Bana deli deme , yüzlere gülen sensin. Bana deli deme , düşürme gardını. Sana inanırlar , samimiyetle sana inananlar olacak. Güldürme beni , beni onlara güldürme .Çok zengin bir adamın , ölümcül kanseri gibi ihtimallerin içimde.
Dur dur! Aynayı kırmadan birşey söyle. Yoksa sevişiriz ve bakışlarıyla bir erkeği durduramayacak kadar amatör bir geyşa olduğumu öğrenirsin.
Dur nefes al ! Sondan başa da yazılabilir kitaplar , eğer acı çekmeyi biliyorsan. Okurken sondan oku hem daha lezzetli . Acıyı öğrenmek için mektubumla kes dilini.
Ben evin tozunu aldım , git ve sahnenin tozunu em şimdi. Kanı beyninde dolaştır. Üzerime sıçrat ve acıtmaktan korkma. Üzüm yerken seni düşündüm. Mayalı meyanlı koku ondan.
Ne dedin ? Beni buldun mu ?! Hay....at gitsin...!
Ve geçip karşıma otuz yılının mahsulünü topla şimdi. Ben hayata çok erkenim. Kaçırıldım. Hayat beni dağa kaldırdı ve defalarca tecavüz etti. Bana acıttığımı söyleme , gerçekten acımıyorum . Ben yaşıyorsam şayet ; otostop çekerken Azrail'in duracağı kadar yetenekli bir geyşa olmayışımdandır.
Sana şefaat edecek bir sevgi bırakıyorum ardımdan ;
Bak içime , ayıl, anla.
19 Eylül 2011 Pazartesi
Kanser Rapunzel
Kağıdı, kalemi elime almadan da yazabilsem keşke diyorum bu gece. Kağıtlarda ve resmi tutanaklarda herkes yaşayamadığı aşkın adından " Sensizlik" diye bahseder. Hiç anlamadım ben , ne onları ne de kendimi. Ben sensizlikten bahsedemedim, bahsedemiyorum hiç. Keza sensiz kalmadım sanırım , hiç. Seni uyuyup , seni uyandığım günlerim var benim cüzdanımda.Bozdur bozdur , yalanlarını harca.Hadi bu gece kaldıralım engelleri dediğimi duyabilsen, koşarak düşersin geceme ; hiç şüphem yok. Gerçekten sensizlikten falan bahsedebileceğim bir şeyler yazabilirdim o zaman . Çünkü sen benim oldukça sensizim ben. "Gidecekmişsin" gülünün , dikeni üzerinde oturuyorum ; dünya o dikenin üzerinde dönüyor çünkü o zaman.
Beni sevebilmeyi ne çok istediğini biliyorum desem, sana bir yalan borcum olur. İstediğin son şey bile değildi , biliyorum . Ten kaybından öleceksin diyor doktorlar; sen onlara " bizim ten grubumuz farklı" diyorsun . Doğru ; ben zate ten uyuşmazlığı cinayetinde , sırtımdan vurulmuştum . Bir felçliyim artık , ve sen hala hastahanenin pek elektronik yataklarına , keskin bıçaklar yerleştiriyorsun . İşin bitince de bir tanesini karnıma koyacaksın . Gelsen , sevişemeyecek kadar çok şarkı biliyorum artık . İki sırt arası , kanlı bıçak yarası.
Seninle uyuşmayan tenimizin , başka uyuduğu yerlerde bile dile gelmiyor tadım . Tenimin bütün hayatları kurtarabileceği yerlerde gölgen araya girip , hücrelerimi ekşitiyor. Kurtulamıyorum bu kanserden . Söküp atmak istiyorum , saçlarımı feda ediyorum hatta. Zevkten delirtiyor beni bu tarifsiz "anı yaşa"lar. Çünkü kendimi keşfediyorum , seni sensizlikten feshederken . Ama korkuyorum ; benden paranoyak bir Rapunzel yarattın. Üstelik kel ve aç karna badem şekerleri yemeye mahkum . Hadi oğlum , hadi yavrum ; hadi bana utanç içinde kelebek yüzmeyi öğret şimdi. Deli gibi kurtulmak istediğim kanserimle sevişirken , misyoner pozisyonda cenaze törenimi izleyelim . Bu sefer ömürlük bir filmde. Biliyorsun , ben iyi bir yazar değilim oğlum ama seni seversem gerçekten , gerçekten iyi sevişir'im .
Bak oğlum;
Aşk seni kızıl saçlı bir kadının öpülmeye yaratılmış dudakları gibi bekleyecek ama sen hep o sarışın'la intihar edeceksin. Ah be..ah ! Senin o sarışınla komadan çıkmayı bekliyor birileri.
....
Oturdum , kalan saç diplerimden keşkeleri ayıkladım .
Ve senden geriye hiçbir şey kalmadı.
19 Ağustos 2011 Cuma
Akvaryum Dünya ve Vatkalı Omuzları
Merhaba ,
Ben herkesten çok yaş küçük olan kız.Size bu mektubu akvaryumdan yazıyorum.Kerhane tatlısı ister misiniz?
Neyse.
...
Al , yine sana ağlamaklı bir kız çocuğu mektubu yazışımla , kahve iç . Nasılsa yoksun.
Sadece küçük bir dünyam olsun istedim, büyük gelmesin istedim üzerime.Ablamın kıyafetlerinden , üstüme mecburi uydurulmamış bir dünya.Omuzlarıma vatka yerine mutluluk koyacaktım o zaman. Hiçkırmadan ağladığım günün ertesinde, beni anlayan tek kadına ; " kanamıyor şimdi , durdu dün ya." deyip , gülebilmek istedim.
Zamanla geçer-miş diyorlar yahu ,öyle diyorlar.Ben düzenli olarak her gün alıyorum bi' tane.Ama geçmiyor ? Sanırım hepsini dökeceğim ağzıma.İntiharıma teşebbüs mü sayılır bu şimdi ? Gel ve teneffüse çıkar beni , suni de olsa.
...
Bana bakarken inanılmaz bir hayranlık var sanıyordun gözlerinde.Benim, bana hayranlıkla baktığını düşünmemi istiyordun çünkü . Gece mavisi saten pijamalarımı her giydiğimde, dile getiriyordun bir de utanmadan. Gözlerindeki o kuşkudan utanırken ben , sen " Gözlerime inanamıyorum ! Tanrım bu kadın benim mi ?" diyordun.Bense o an gözlerindeki sahip olma kuşkusuna inanıyordum. Bu yalan aşkın gerçekliğine inanıp , kendimden nefret edecek sebepler zulalayıp , gelecek gecelere yatırım yapıyordum.
Kalacağını söyledikçe , sana o kadar güvenmiyordum ki ; güvendiğim her şeyden güvenimi çaldım.Tıpkı bir hırsız gibi kendi inancımı çaldım .
Al , yine sana ağlamaklı bir kız çocuğu mektubu yazışımla , kanser ol . Nasılsa yoksun.
...
Yüzümü gizlemiyor artık ellerim.Ağlarken de , burnum kanarken de yok ellerim. Birisi avuçlarımı çaldı ve arzularını okşadı . Teninin rengini unutsunlar istedim, usturayla terbiye ettim parmak uçlarımı.
Artık o yeni defter; o kalpli defterde de yazmıyor bir şey. Yazdığım ne varsa gelişine; gelişine parçaladım . Pişmanım ; istediğini yaptım. Delirmeme gerek de yokmuş senin için. İyileş demiştin, öyle gel...Bomboş bırakıp , tükürükle dolduracağım onu.Sen bana hep hicazdın da, ben sana hiç caz yapamadım damarlarımı emdiğin akşamlarda.Şakaklarında beliren, otuza merdiven dayamış beyaz saç tellerini batırdım ellerime.Görünmesin diye kazıdığın saçlarını , en çok onları sakladım .
Çığlıklarımı duyuyormuşsun bazı geceler. Korkmamalısın. Senin için "BEN NEYİM?!" diyemediğimden, " 'sen kimsin ya! ' 'sen kimsin!' " diye bağırmışlığım çoktur.
...
Ben inanmadım mucizelere hiç , tesadüflere muamele çektim. Şefkatle sevdiğim, evrenin en güzel yüzüydü belki de. Acımasızca girdin o şefkatın arasına , kahrolasıca kibirinle . Utanmadın , bütün gecemizi aydınlatan şarkıyı da çaldın . O yüzü daha çok sevecektim, bıraksaydın daha çok sevecektim Kibiristan'lı, ÇOK SEVECEKTİM. Çünkü organlarımla düşünmeyi bıraktığımdan beri , orospuyum. Çünkü ruhuma 24 saat tecavüz eden birine , katil demem gerekirken " sana kurban olurum " diyebilecek kadar, kendime ait değilim. " Canım acıyor !" diye bağırıyorum da, canım neresi ki benim ? Yazacak tek bir kelimem kalmadığını bilsem , kıyıveririm canıma. 3 deyince çek tetiği . Şimdi daha mı kolay ? İnsan kendisiyle sevişemiyor. Bana yaranı göster . Sonra da yokmuş gibi davran . Kibirini öp . Ben sigara külleriyle makyaj yapacağım.
Artık aşk literatüründe kabul görecek o "ilk yaz" akşamı. Dünyanın en uzun gecesi 24 Hazirandır. 21 Aralık falan değil . Yemişim ekinoksu ya , kulağına birşey söyleyeceğim biraz eğil. Sen dünyanın en uzun gecesinde kaybettin babanı; ben dünyamın en uzun gecesinde kaybettim , senin baba olduğun evin annesi olma umutlarımı.
...
Tamamen gidişinin ertesi günü geldim semtine.Bir pazartesi akşamı . Deniz kenarında oturdum , martılara hırka ördüm ve çay bardaklarına izmarit sakladım. Dönerken de İstanbul'un boğazında kaldım.İstanbul beni kusmadı rimellerim de akmadı..
Al , sana kaybetmiş bir veda mektubu yazıyorum . Sonu bile acısız. Nasılsa yoksun.
Ama...
yanacaksın.Ateşin suyla sevişmediği , kalemlerin suç aleti olmadığı , asla bulunmadığım yerlerde hem de. Ve eğer cehennemin parolası , yaşarken yaktıkların ise ; yakarken olduğu gibi yanarken de adımı söyleyeceksin . Şeytan'ın tükürüğüne muhtaç olacak kadar sarınca vücudunu " ANLADIM SENİ ! ANLADIM !" diyerek bana ; kurtulamayacaksın.
...
Ah be oğlum,
Utanmadın.
Hiç utanmadın , benim yaşadığıma hastalık teşhisi koyarken.
Ama biliyor musun ?
Annen; acıdan kanayan dizlerimi , arkadaşlarımın korkak ve kızgın bakışlarını , esnafın beni sakinleştirmeye çalışmasını ; annen sana biriktirdiğim aşkı görse; seni doğurduğuna utanırdı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

